NASA tarafından yürütülen Artemis II misyonu, insanlığı yarım asrı aşan bir aradan sonra yeniden Ay'ın yolculuğuna taşımaya hazırlanıyor. On gün sürmesi planlanan bu kritik yolculukta mürettebat, Ay'ın daha önce hiçbir insan tarafından doğrudan çıplak gözle görülmemiş olan bölgelerini ve gizemli uzak yüzünü detaylıca inceleyecek. Bilim dünyasında büyük heyecan yaratan bu gelişme, uydunun oluşumundan barındırdığı su kaynaklarına kadar pek çok bilinmeyene ışık tutmayı hedefliyor.

Artemis II göreviyle derin uzay keşfinde yeni bir dönem başlıyor

CNN International'ın paylaştığı bilgilere göre, en erken Mart 2026 başında fırlatılması öngörülen Artemis II, 50 yıldan uzun süredir Ay çevresine yapılacak ilk insanlı uçuş olma özelliğini taşıyor. Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvarı'nda görev yapan Profesör Jeff Andrews-Hanna, insanlığın tarih boyunca Ay'ı gözlemlemesine ve çok sayıda robotik araç gönderilmesine rağmen, temel düzeyde hala çözülememiş pek çok noktanın bulunduğuna dikkat çekiyor.

Apollo örnekleri Ay'ın jeolojik çeşitliliğini tam olarak yansıtmıyor

İnsanlığın Ay hakkındaki mevcut bilgi birikimi, büyük oranda 1960’lı ve 70’li yıllardaki Apollo görevlerinden getirilen numunelere dayanıyor. Ancak bu görevler, Dünya ile iletişimin kesilmemesi adına uydunun ön yüzündeki düzlüklerde ve ekvator kuşağında gerçekleştirilmişti. Uzmanlar, bu kısıtlı bölgeden alınan örneklerin Ay'ın karmaşık ve heterojen yapısını temsil etmekte yetersiz kaldığını vurguluyor. Son yıllarda yapılan analizler ise "kuru" olduğu varsayılan Ay kayalarının içinde su moleküllerinin hapsolduğunu kanıtlayarak ezberleri bozdu.

Ay'ın Dünya'nın bir uzantısı olduğu teorisi güç kazanıyor

Bilimsel camiada kabul gören genel kanıya göre Ay, Mars büyüklüğünde bir cismin genç Dünya'ya çarpması sonucu uzaya saçılan erimiş maddelerin birleşmesiyle oluştu. NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden Noah Petro, Ay'ı "Dünyanın sekizinci kıtası" olarak nitelendirerek, uydunun incelenmesinin aslında kendi gezegenimizin geçmişini anlamak anlamına geldiğini belirtiyor. Apollo görevlerinde bulunan anortozit isimli nadir kaya türü, Ay'ın bir zamanlar devasa bir magma okyanusuyla kaplı olduğunu ve izotop yapısının Dünya'nın mantosuyla birebir eşleştiğini ortaya koymuştu. Profesör Andrews-Hanna, bu çarpışma gerçekleşmeseydi Dünya'nın iklimsel istikrarının sağlanamayacağını ve insan evriminin mümkün olmayabileceğini ifade ediyor.

Ay’ın ön ve arka yüzleri arasındaki asimetri gizemini koruyor

Yörünge araçlarından gelen veriler, Ay'ın iki yüzü arasında devasa farklar olduğunu gösteriyor. Dünya'ya bakan yakın yüz ince bir kabuğa ve yoğun volkanik geçmişe sahipken; uzak yüz daha kalın bir kabuk, yüksek rakımlar ve az sayıda volkanik iz barındırıyor. "Ay neredeyse her açıdan asimetrik ve bunun nedenini bilmiyoruz" diyen Andrews-Hanna, bu durumun Ay evrimindeki en büyük muamma olduğunu söylüyor. Ayrıca, Dünya'da erozyonla silinen erken Güneş Sistemi çarpışma izleri, Ay yüzeyinde bir zaman kapsülü gibi korunmaya devam ediyor.

Güney Kutbu-Aitken Havzası erken tarihin anahtarı olarak görülüyor

Araştırmacıların birincil hedeflerinden biri, Ay'ın uzak yüzünde yer alan ve yaklaşık 2 bin 500 kilometre çapındaki Güney Kutbu-Aitken Havzası'dır. 8 kilometreden fazla derinliğe sahip bu devasa çukurun Ay'daki en eski çarpma bölgesi olduğu düşünülüyor. Noah Petro, bu havzanın kesin yaşını saptamanın, Güneş Sistemi'nin başlangıcına dair bir "Rosetta Taşı" bulmakla eşdeğer olduğunu savunuyor.

Eğitimli astronot gözlemi en büyük bilimsel deney kabul ediliyor

2028 yılında gerçekleşmesi beklenen Artemis III iniş görevi öncesinde, Artemis II mürettebatı kritik bir gözlem turu atacak. NASA astronotları Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Koch ve Kanadalı Jeremy Hansen'den oluşan ekip, Orion kapsülü ile Ay'a 6 bin 400 ila 9 bin 600 kilometre kadar yaklaşacak. İzlanda gibi benzer jeolojik yapılarda eğitim alan astronotlar, uzak yüz üzerindeki üç saatlik geçişte lav akıntılarını ve kraterleri fotoğraflayarak gözlemlerini canlı olarak merkeze iletecek. Petro, "Eğitimli bir çift göz, merakla birleştiği için evrene gönderebileceğimiz en büyük deneydir" değerlendirmesini yapıyor.

Kutup bölgelerindeki buz kütleleri yaşamın kaynağını açıklayabilir

Artemis programının ilerleyen safhalarında, Ay yüzeyinin şimdiye kadar sadece yüzde 5’inden örnek toplanmış olması gerçeği değiştirilecek. Özellikle güney kutbundaki kalıcı gölge alanlarda bulunan buzun miktarı ve kökeni en merak edilen konular arasında yer alıyor. Uzman Paul Hayne, bu buzu "kutsal kase" olarak tanımlayarak, buradan alınacak bir örneğin Dünya’daki suyun kaynağına dair ipuçları verebileceğini belirtiyor. Artemis V görevi ile bu örnekleri bozmadan getirebilmek için Ay'a özel bir dondurucu sistem gönderilmesi de planlar arasında bulunuyor.

Ay yüzeyi Mars yolculuğu için bir sıçrama tahtası olacak

NASA’nın stratejik planına göre Artemis programı, sadece Ay’ı değil, Mars’ı da kapsayan geniş bir vizyonun parçasıdır. Ay’ın zorlu koşullarında geliştirilen teknolojiler ve kurulan altyapı, gelecekteki insanlı Mars görevleri için bir simülasyon ve hazırlık merkezi işlevi görecek. Bilim insanları, bu keşifler sayesinde insanlığın evrendeki konumunun ve gezegenlerin çalışma prensiplerinin çok daha net anlaşılacağını öngörüyor.

Kaynak: CNN