Bilimsel merak, insanlık tarihini ileriye taşısa da bazen kurbanlar vererek ilerler. Bu kurbanların en masumu ise şüphesiz "Küçük Albert" takma adıyla bilinen Douglas Merritte idi. Davranışçılığın babası sayılan John B. Watson, insanların duygusal tepkilerinin sonradan öğrenilip öğrenilemeyeceğini kanıtlamak için henüz kendini savunamayacak bir bebeği denek olarak seçti. Bugün modern psikoloji derslerinde "etik dışı" dersi olarak okutulan bu deney, bir çocuğun masumiyetinin nasıl çalındığının en çıplak kanıtı.
Masumiyetten dehşete: Deney nasıl başladı?
Deney başladığında Albert henüz 9 aylık, sağlıklı ve sakin bir bebekti. Watson ve asistanı Rosalie Rayner, başlangıçta Albert'e beyaz bir fare, tavşan, maymun ve çeşitli maskeler gösterdi. Albert bu nesnelere karşı hiçbir korku belirtisi göstermiyor, aksine onlara dokunmak istiyordu. Ancak Watson'ın planı, bu nötr nesneleri "korku" ile eşleştirmekti.

Çekiç sesleriyle kodlanan korku
Watson, Albert ne zaman beyaz fareye dokunmaya çalışsa, bebeğin arkasında demir bir çubuğa çekiçle vurarak çok yüksek ve ürkütücü bir ses çıkardı. Beklendiği gibi Albert her seste irkilip ağlamaya başladı. Bu işlem defalarca tekrarlandı. Bir süre sonra Albert, artık arkasında o gürültü olmasa bile sadece beyaz fareyi gördüğünde dehşete düşüyor, ağlayarak kaçmaya çalışıyordu. Watson, bebeğin zihnine beyaz fareyi "acı ve korku" olarak kodlamayı başarmıştı.
"Genelleme" faciası: Tavşandan Noel Baba maskesine...
Deneyin en trajik kısmı ise korkunun "genellenmesi" oldu. Albert artık sadece fareden değil; tavşandan, tüylü bir köpekten, hatta beyaz kürklü bir palto ile pamuk sakallı bir Noel Baba maskesinden bile korkmaya başladı. Beyaz ve tüylü olan her nesne, küçük bebeğin zihninde o korkunç gürültünün simgesi haline gelmişti. Watson, bir çocuğa ömür boyu sürecek fobi ve travmalar kazandırmıştı.

Deneyin sonu ve gizemli kader
Deneyin en büyük etik skandalı, Watson’ın yarattığı bu korkuları hiçbir zaman "geri almaması" (duyarsızlaştırma yapmaması) oldu. Albert deneyi bitmeden hastaneden ayrıldı ve Watson, çocuğun bu korkularla büyümesine izin verdi. Yıllar süren araştırmalar sonunda "Küçük Albert"in gerçek kimliğinin Douglas Merritte olduğu iddia edildi. Ne yazık ki küçük Douglas, 6 yaşında hidrosefali (beyinde su toplanması) nedeniyle hayatını kaybetti. Bilim dünyası hala şu soruyu tartışıyor: Eğer Douglas yaşasaydı, beyaz bir kürk gördüğünde hissettiği o dehşetten asla kurtulamayacak mıydı?





