Modern dünyadan neredeyse tamamen izole kalmış olan Sokotra Adası, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almasına rağmen hala kitle turizminin radarının dışında. Adadaki canlı türlerinin üçte biri dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmuyor. Bu durum, adayı seyahat tutkunları için bir yasak meyve haline getiriyor.
1. Ejderha Kanı Ağacı Ormanları (Dixam Platosu)
Adanın simgesi olan ve şemsiyeyi andıran devasa Ejderha Kanı Ağaçları, Dixam Platosu’nda sizi bir bilim kurgu filmi setindeymiş gibi hissettiriyor. Yerel halkın şifa niyetine kullandığı kırmızı reçinesi nedeniyle bu adı alan ağaçlar, adanın en ikonik fotoğraf noktası.
2. Arher Kumulları: Çölün denizle buluştuğu nokta
Devasa beyaz kum tepelerinin masmavi okyanus sularıyla birleştiği Arher Plajı, adanın en büyüleyici kamp alanı. Kumulların hemen yanından akan tatlı su kaynakları, denize giren yolcular için doğal bir duş imkanı sunuyor.
3. Hoq Mağarası yerin altındaki sanat galerisi
Sokotra sadece yüzeyiyle değil, yer altıyla da şaşırtıyor. Yaklaşık 3 kilometrelik bir derinliğe sahip olan Hoq Mağarası, devasa sarkıt ve dikitleri, antik dönemlerden kalma yazıtları ve gizemli atmosferiyle tarih öncesi bir yolculuk vaat ediyor.
4. Detwah Lagünü: Turkuazın en saf hali
Adanın batı ucunda yer alan bu lagün, dünyanın en güzel sahil manzaralarından birine sahip. Sığ suları, beyaz kumu ve iç içe geçmiş mercan resifleriyle Detwah, doğa fotoğrafçıları için adeta bir cennet.
5. Homhil koruma alanı ve sonsuzluk havuzu
Doğal kaya oluşumlarının içinde biriken yağmur suları, Hint Okyanusu’na tepeden bakan doğal bir "sonsuzluk havuzu" (infinity pool) oluşturuyor. Bu havuzun kenarında, endemik şişe ağaçları arasında yüzmek, hayatınız boyunca unutamayacağınız bir deneyim olabilir.