ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’daki hedefleri vurmasıyla başlayan çatışmalar, yalnızca can kaybına yol açmakla kalmadı; milyonlarca ton karbon salımı ve çevresel tahribatı da beraberinde getirdi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), İngiltere merkezli Çatışma ve Çevre Gözlemevi ile ABD merkezli İklim ve Toplum Enstitüsü’nün verilerine göre özellikle petrol tesislerinin hedef alınması, toksik duman salımıyla hem insan sağlığı hem de doğal kaynaklar için ciddi riskler oluşturdu.
Halk da kirleticiler maruz kaldı
Savaşın ilk 10 gününde İran, Irak, İsrail, Kuveyt, Ürdün, Kıbrıs, Bahreyn, Katar, BAE, Suudi Arabistan, Umman ve Azerbaycan’da sivil ve askeri yapılara yönelik 300’ü aşkın saldırı gerçekleşti. Bunların 232’si çevresel riskler barındırıyordu. Askeri hedeflere yapılan saldırılar sonucu patlamalar ve yangınlar, petrol, ağır metal ve toksik maddelerin çevreye karışma ihtimalini artırdı. Yerleşim yerlerine yakın tesisler, halkın bu kirleticilere maruz kalma riskini yükseltti.
İran’ın başkenti Tahran, çevresel risklerin en yoğun gözlemlendiği bölgelerden biri oldu. 7-8 Mart tarihlerinde Akdasiye Petrol Deposu, Şahran Petrol Deposu, Fardis petrol depolama tesisi ve Tahran Petrol Rafinerisi saldırıya uğradı. Rafineri günlük yaklaşık 225 bin varil üretim kapasitesine sahip olup, LPG, benzin ve vakum bazlı ürünlerin üretiminde faaliyet gösteriyor. Ayrıca kükürdün geri kazanımında ve asfalt yapımında kullanılan ağır malzemeler de üretiliyor.
2-3 Mart tarihlerinde ise Suudi Arabistan’daki Ras Tanura rafinerisi ve BAE’deki Füceyre Limanı İran dronlarıyla hedef alındı. Uzmanlar, rafinerilere yönelik saldırılardan çıkan yoğun dumanın zararlı gaz ve kimyasallar içerdiğine, bunun da insan sağlığı için ciddi risk oluşturduğuna dikkat çekti.
Petrol sızıntısı oldu, deniz kirliliği arttı
Basra Körfezi kıyısındaki hareketlilik, deniz kirliliği risklerini de beraberinde getirdi. ABD’nin İran donanmasına yönelik saldırıları sonucu, İran’a ait 43’ten fazla geminin hasar gördüğü veya batırıldığı tahmin ediliyor. Bandar Abbas ve Konarak çevresindeki askeri liman altyapısı da bu saldırılardan etkilendi. İran’a ait Dena fırkateyninin Sri Lanka kıyılarına yakın bir bölgede saldırıya uğraması, petrol sızıntısına yol açarak deniz kirliliğini artırdı. Ayrıca Abu Dabi, Dubai, Cebel Ali ve Manama’daki liman altyapısına yönelik saldırılarda zarar gören gemiler ve liman yapıları, yakıt ve diğer kirleticilerin denize yayılmasına neden oldu.
Karbon salımı rekor kırdı
Savaşın ilk iki haftasında ortaya çıkan karbon salımı, yıkılan binalar, patlayan fosil yakıt tesisleri, muharebe ve destek operasyonlarında kullanılan yakıtlar, ekipmanlardaki gömülü karbon ve füze ile dron kaynaklı emisyonlar dahil olmak üzere 5 farklı kategoride gerçekleşti. Buna göre:
- Binalardaki yıkımdan kaynaklı: 2.415.000 ton
- Petrol rafinerilerindeki patlamalardan kaynaklı: 1.883.000 ton
- Muharebe ve destek operasyonlarındaki yakıt kullanımı: 529.000 ton
- Ekipmanlardaki gömülü karbon: 172.000 ton
- Füze ve insansız hava araçları: 55.000 ton
Toplamda, savaşın sadece ilk iki haftasındaki karbon emisyonu 5.054.000 tona ulaşarak İzlanda’nın bir yıllık emisyonunu geride bıraktı.
Çatışmalar nükleer riski de beraberinde getiriyor
Saldırıların nükleer tesislere yakın bölgelerde gerçekleşmesi, büyük çevresel riskleri de gündeme getirdi. 21 Mart’ta İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD ve İsrail’in Natanz Nükleer Tesisi’ne saldırı yaptığını duyurdu. Hemen ardından İran’ın misillemesi sırasında, İsrail’in Dimona Nükleer Santrali’nin bulunduğu güney bölgede sirenler çaldı. İsrail ordusu, İran’dan füze ateşlendiğini ve hava savunma sistemlerinin müdahale ettiğini açıkladı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı taraflara itidal çağrısı yaparken, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, bölgedeki savaşın tehlikeli bir boyuta ulaştığı uyarısında bulundu.