McDonald’s Almanya, Ramazan ayında oruç tutan Müslüman nüfusun hassasiyetlerini gözeterek ezber bozan bir reklam kampanyasına imza attı. Teknolojiyi kültürel duyarlılıkla birleştiren marka, dijital panolarda gündüz saatlerinde sadece boş ambalaj görsellerine yer verirken, iftar vaktiyle birlikte yiyecekleri "gerçek zamanlı" olarak sergilemeye başladı. "Zamanlama ve saygı" mottosuyla yola çıkan bu uygulama, Avrupa’daki reklamcılık trendlerinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Güneş battığında panolar iştah kabartıyor
Scholz & Friends ajansı tarafından tasarlanan bu yenilikçi kampanya, doğrudan yerel namaz saatleriyle entegre bir sistemle çalışıyor. Gün boyunca dijital reklam alanlarında McDonald’s’ın dünyaca ünlü patates ve burger kutuları herhangi bir yiyecek barındırmadan "boş" bir şekilde gösteriliyor. Amaç, oruç tutan bireyleri gün ışığında yiyecek görselleriyle karşı karşıya bırakmamak olarak açıklanıyor. Akşam ezanıyla birlikte sistem otomatik olarak güncelleniyor ve boş kutular yerini taze yiyecek görsellerine ve "Hayırlı Ramazanlar" mesajına bırakıyor.

Sosyal medya ikiye bölündü: Empati mi yoksa pazarlama mı?
Kampanya, sosyal medya platformu X üzerinde kısa sürede viral hale gelerek geniş bir etkileşim topladı. Kullanıcıların bir kısmı bu adımı "kültürel empati ve Avrupa’daki Müslüman varlığına duyulan saygı" olarak nitelendirirken, bir kesim ise durumu tamamen stratejik bir "pazarlama şovu" olarak yorumladı. Eleştirilere rağmen reklam dünyası, küresel devlerin dini ve kültürel dönemlere bu denli hassas ve yaratıcı bir teknolojiyle adapte olmasını önemli bir dönüm noktası olarak görüyor.

Kültürel çeşitlilik reklamcılığın merkezinde
Almanya’da yaşayan yaklaşık 6 milyon Müslümanı odağına alan bu çalışma, markaların artık sadece satış odaklı değil, toplumsal değerlerle uyumlu hareket etme çabasını simgeliyor. Ajans yetkilileri, boykot tartışmalarının ve kutuplaşmış yorumların gölgesinde kalan kampanyayı, "insani bir zamanlama hatasını önleme ve saygı duruşu" olarak savunmaya devam ediyor. Uzmanlar ise bu tarz kapsayıcı yaklaşımların, markaların yerel pazarlardaki aidiyet bağlarını güçlendirdiğine dikkat çekiyor.





