Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Osmanlı’nın zarif geleneklerinden "tuz hakkı", sosyal medyada yeniden popüler oldu. İftar ve sahur sofralarını tadına bakmadan hazırlayan kadınların emeğine duyulan saygının sembolü olan bu adet; altın, gümüş ve pırlanta hediyelerle günümüzde "vefa borcu" olarak yaşatılıyor. Kimileri bu geleneği "Osmanlı mirası" olarak savunurken, kimileri ise modern bir "uydurma" olduğu gerekçesiyle tartışıyor.

Tadına bakmadan kurulan sofralara "Zarif" jest

"Tuz hakkı", kökenini Osmanlı kültüründeki "tuz-ekmek hakkı" kavramından alıyor. Geleneğin özünde, oruçlu olduğu için yemeğin tuzunu kontrol edemeyen ancak sofrayı kusursuz kuran kadınların emeğini takdir etmek yatıyor. Bayram sabahı aile büyükleri veya eşler tarafından verilen küçük bir hediye, mutfaktaki sabrın ve emeğin kutsallığını vurguluyor.

Kadınların Altınla Olan Bağı1

Sosyal medya ikiye bölündü: "İslami feminizm mi?"

X (Twitter) üzerinden viral olan paylaşımlar, kullanıcılar arasında ilginç bir tartışma başlattı. Bazı kullanıcılar pırlanta kolye ve takı setlerini "tuz hakkı" olarak paylaşırken, eleştirmenler bu durumu "geleneğin ticarileşmesi" ve "İslami feminizm" olarak yorumladı. Destekleyenler ise "Eskiden erkekler sevgiye ve emeğe sahip çıkıyordu, bu zarif bir vefa göstergesidir" diyerek modern ilişkilerde bu tür inceliklerin eksikliğine dikkat çekti.

Altında Ayar Oyunu! İşte Altın Alırken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Uzmanlar: "Dini zorunluluk değil, minnettarlık sembolü"

Din alimleri ve kültürel miras uzmanları, tuz hakkının dini bir dayanağı olmadığını ancak toplumsal dayanışmayı ve aile içi bağı güçlendiren bir nezaket kuralı olduğunu belirtiyor. Necmettin Nursaçan gibi isimlerin de değindiği bu gelenek, özellikle Alanya gibi bölgelerde bayram sabahı küçük hediyelerle hala canlı tutuluyor. Modern yorumuyla mücevherat sektörüne de hareketlilik getiren bu adet, Ramazan'ın yardımlaşma ve takdir ruhunu temsil etmeye devam ediyor.