Bilim dünyası, ergenlik dönemindeki sosyal alışkanlıkların değişimiyle birlikte "sosyal beyin" gelişimindeki risklere karşı kritik uyarılarda bulunuyor. OECD verilerine göre gençlerin yüz yüze etkileşim oranındaki sert düşüş, beyin yapısında kalıcı farklılaşmalara yol açıyor.
Yüz yüze etkileşim %36’ya geriledi
Nesiller boyu flört etme, risk alma ve aile dışı bağlar kurma dönemi olarak görülen ergenlik, son yıllarda büyük bir dönüşüm yaşıyor. 2006 yılında gençlerin arkadaşlarıyla günlük yüz yüze görüşme oranı %53 iken, 2022'de bu oran %36'ya kadar düştü. Uzmanlar, bu düşüşün sadece bir yaşam tarzı tercihi değil, biyolojik bir gelişim sorunu olduğunu vurguluyor.

Ergen beyni: Yeniden inşa edilen bir şantiye
Colorado Üniversitesi'nden Doç. Dr. Roselinde Kaiser, ergenliği beynin "yeniden yapılandırıldığı" altın bir çağ olarak tanımlıyor. Bu dönemde beyin, duygu düzenleme ve karar verme mekanizmalarını geliştirmek için uzak bölgeler arasında hızlı otobanlar (yeni bağlantılar) kuruyor. Ancak bu inşaat sürecinin sağlıklı tamamlanması için dış dünyadan gelecek "sosyal girdilere" ihtiyaç duyuluyor.

"Sosyal Beyin" antrenman yapmadan gelişmiyor
UCLA Gelişimsel Sinirbilim Laboratuvarı'ndan Adriana Galván, sosyal beyni bir kas veya yeni öğrenilen bir dile benzetiyor. Başkalarının bakış açısını anlama ve duyguları yorumlama yeteneği sağlayan bu ağın (medial prefrontal korteks ve amigdala gibi bölgeler) olgunlaşması için gerçek zamanlı etkileşim şart. Galván’a göre, beyin bu dönemde yeterli sosyal girdi alamazsa, sosyal becerileri geliştirme fırsatını kaçırabiliyor.
Yalnızlık Beyni Küçültüyor mu?
Harvard Tıp Fakültesi tarafından yürütülen ve 12 bin çocuğu kapsayan dev ABCD çalışması, izolasyonun somut izlerini kanıtladı. 11-12 yaş grubundaki 3 bin çocuğun MRI görüntülerini inceleyen araştırmacı Caterina Stamoulis, yalnız yaşayan veya sosyal olarak geri çekilen çocukların beyin yapısında farklılıklar saptadı. Anterior singulat korteks bu çocuklarda daha az gelişmiş bulundu. Superior temporal girus bölgesinde yapısal farklılıklar gözlendi.
İzolasyonun sadece sosyal alanları değil; dikkat ve karar verme mekanizmalarını (dorsal dikkat ağı) da olumsuz etkilediği görüldü.

Ne zaman endişelenmeli?
Uzmanlar, her yalnız kalma isteğinin patolojik olmadığını hatırlatıyor. Önemli olanın, çocuğun karakterine uygun bir sosyalleşme dengesi kurması olduğu belirtiliyor. Sanal etkileşimlerin yüz yüze ilişkinin yerini tutup tutamayacağı hala bir tartışma konusu olsa da, bilim insanları "anlamlı bağlar" kurmanın izolasyonun yarattığı hasarı hafifletebileceği konusunda birleşiyor.





