İnsan zihni, yakın çevresinden gelen veya mevcut düzenini tehdit eden sarsıcı gerçeklerle karşılaştığında genellikle teşekkür etmek yerine hızlı bir savunma duvarı örmeyi tercih eder. Arkadaş ortamındaki kariyer uyarılarından ikili ilişkilerdeki yapıcı eleştirilere kadar pek çok durumda hissedilen o içsel reddediş, aslında kökeni 19. yüzyıla dayanan ve egoyu korumayı amaçlayan psikolojik bir reflekstir.

Bilim tarihinin pahalıya mal olan reddedişi

Bu kavramın tarihsel temeli, 19. yüzyılda tıp dünyasında devrim yaratmaya çalışan ancak meslektaşları tarafından dışlanan Dr. Ignaz Semmelweis’e dayanmaktadır. Semmelweis, o dönemde doktorlara "Ellerinizi yıkarsanız hastaların hayatını kurtarırsınız" çağrısında bulunmuş, ancak dönemin tıp insanları mikrop gerçeğiyle ve kendi hatalarıyla yüzleşmek yerine bu bilgiyi getiren kişiyi görmezden gelmiştir. Gerçeğin kabulü, yıllardır doğru varsayılan bilgilerin çökmesi anlamına geldiği için mevcut düzeni koruma içgüdüsü ağır basmıştır.

Otomatik reddetme mekanizması: Semmelweis refleksi

Semmelweis refleksi, en yalın haliyle mevcut inançlara, alışkanlıklara veya yerleşik düzene aykırı olan yeni bir bilgiyi, üzerinde yeterince düşünmeden otomatik olarak reddetme eğilimi olarak tanımlanır. Günümüzde cerrah olunmasa bile, bireylerin hayatında yüzleşmekten kaçındığı metaforik "yıkanmamış eller" bulunmaktadır. Modern yaşamda bu refleks, egonun bir koruma mekanizması olarak işlev görmektedir.

Egonun güvenlik arayışı ve değişim korkusundan kaynaklanıyor

Zihin, beslenme alışkanlıklarının yanlışlığından iş hayatındaki yönetim tarzı eleştirilerine kadar pek çok alanda tutarlılığını korumaya çalışır. "Yanılmışım" diyebilmenin ego için yarattığı zorluk, bireyin değişimin getireceği belirsizlikle uğraşmak yerine gerçeği reddetmesine neden olur. Kısa vadede daha güvenli hissettiren bu durum, aslında gelişimin önündeki en büyük engeldir.

Farkındalıkla savunmayı aşmak mümkün

Rahatsız edici veya ezber bozan bir fikirle karşılaşıldığında yükselen ani itiraz duygusunu fark etmek, bu refleksi kırmanın ilk adımıdır. Bu tepkinin çoğu zaman içeriğin doğruluğuyla değil, mevcut inançların tehdit altında hissedilmesiyle ilgili olduğu unutulmamalıdır.