Sinemanın sarsıcı ve dinamik ikilisi Safdie kardeşlerin yolları ayrılırken, Josh Safdie bizi geçmişin tozlu ama bir o kadar da parlak masalarına, 1950’lerin New York’una davet ediyor. Marty Supreme, sadece bir spor draması değil; hırsın, stilin ve bir pinpon topunun hızıyla savrulan bir hayatın estetik bir portresi.
Marty Supreme ne anlatıyor?
Kendinden emin tavırları, keskin zekâsı ve dizginlenemez hırsıyla tanınan Marty Mauser, geçimini mahalledeki bir ayakkabıcıda çalışarak sağlasa da asıl kimliğini bahisli masa tenisi maçlarında bulur. Hayatının fırsatı olan Dünya Masa Tenisi Şampiyonası’nın Britanya ayağına katılmak için her şeyi göze almıştır. Kendisine maddi destek sözü veren aile dostu patronundan parayı, sınırları zorlayan karanlık bir tehdit ve silah zoruyla çekip alarak İngiltere yoluna düşer.
Ancak Marty’nin arkasında bıraktığı tek şey öfkeli bir patron değildir; gizli bir aşk yaşadığı evli çocukluk arkadaşı Rachel’ın ondan hamile kaldığından henüz habersizdir. Büyük turnuvaya giden yolda heyecan ve hırs doruğa çıkarken, özel hayatındaki sırlar ve illegal geçmişinin gölgesi büyük bir kaosun fitilini ateşlemek üzeredir.
Marty Supreme ile ilgili bilinmesi gereken ilginç detaylar
Bu etkileyici yapım, masa tenisi dünyasının en marjinal ve aykırı isimlerinden biri olan Marty “The Needle” Reisman’in yaşam öyküsünden ilham alıyor. Filmdeki Marty Mauser karakteri kadar saldırgan olmasa da Reisman, sarsılmaz özgüveni ve renkli kişiliğiyle tanınan bir efsane. Meraklıları için kendisinin nostaljik maç videoları, YouTube’da keşfedilmeyi bekleyen birer hazine niteliğinde.
Projenin kişisel ve edebi kökleri
Yönetmen Josh Safdie için bu spor sadece bir film konusu değil, aile mirasının bir parçası. Safdie’nin babası ve amcası, filmde kilit bir rol oynayan Lawrence’s adlı mekânın müdavimleriymiş; bu da yönetmenin çocukluğundan itibaren bu atmosfere aşina olmasını sağlamış. Ancak filmin asıl kıvılcımı, eşi ve yapımcı ortağı Sara Rossein’in kendisine Reisman’ın otobiyografisi *"The Money Player"*ı hediye etmesiyle çakılmış.
Timothée Chalamet’nin yıllara yayılan disiplini
Başrol seçimi bir tesadüf değil; Chalamet bu proje için ta 2018 yılından beri düşünülüyordu. Ünlü oyuncu, Josh Safdie ile el sıkıştığı andan itibaren bu rolü bir tutku projesine dönüştürdü. Öyle ki; araya giren dört farklı film projesine rağmen, tam yedi yıl boyunca antrenörleri Diego Schaaf ve olimpiyat sporcusu Wei Wang ile antrenman yapmayı hiç bırakmadı. Bu uzun soluklu disiplinin sonucu olarak, perdede izlediğimiz o ustalık gerektiren masa tenisi sahnelerinin %80’i bizzat Chalamet tarafından gerçekleştirildi.