Dünya çapında tanınan pek çok sanat eseri, yıllar içinde gerçek dışı efsanelerle anılmaya başlanmış olsa da, tarihsel ve bilimsel veriler bu popüler algıları çürütüyor. Sanat tarihinin en ikonik beş tablosu hakkındaki çarpıcı gerçekler, eserlerin bilinenin aksine bambaşka hikayeler taşıdığını gösteriyor.

Grant Wood imzalı Amerikan Gotik (American Gothic) tablosu, yaygın kanının aksine romantik bir çiftin portresi değildir. Sanatseverlerin büyük bir çoğunluğu eserdeki karakterleri karı koca olarak nitelendirse de, Wood bu isimleri bir çiftçi ve onun kızı olarak kurgulamıştır. Iowa eyaletinde bulunan küçük beyaz bir evden esinlenen sanatçı, yapının sakinlerinin dirençli ruhunu yansıtmayı hedeflemiştir.

Modeller stüdyoda ayrı ayrı poz verdi

Tablodaki karakterler için Wood'un kız kardeşi Nan Wood Graham ve diş hekimi Dr. Byron McKeeby modellik yapmıştır. Eserde evin önünde bir arada duruyormuş gibi resmedilen figürler, gerçekte Wood’un stüdyosunda birbirlerinden bağımsız zamanlarda poz vermiştir. Karakterlerin yüzlerindeki sert ifade, baba ve kız arasındaki bağın bir yansıması olarak değerlendirildiğinde daha farklı bir anlam kazanmaktadır.

Eriyen saatlerin ilham kaynağı fizik değil peynir

Sürrealizmin öncüsü Salvador Dalí’nin "Belleğin Kalıcılığı" adlı eseri, genellikle zaman ve mekan kavramları üzerine bir derin düşünme eylemi olarak görülür. Birçok sanat eleştirmeni, sembolikleşen eriyen saatlerin Albert Einstein’ın görelilik kuramından ilham aldığını öne sürse de, gerçeğin çok daha gündelik bir temele dayandığı ortaya çıkmıştır.

Dalí, bu ikonik görüntüleri oluştururken güneşin altında eriyen Camembert peynirinden esinlendiğini bizzat ifade etmiştir. Ünlü ressam, bu figürleri kendi kelimeleriyle "zamanın Camembert'i" olarak tanımlayarak fizik kuramlarından ziyade somut bir gözlemden yola çıktığını belirtmiştir.

Mona Lisa etkisi bilimsel olarak çürütüldü

Leonardo da Vinci’nin başyapıtı Mona Lisa’nın, izleyiciyi odanın her yerinde takip ediyormuş gibi görünen bakışları yüzyıllardır süregelen bir efsanedir. Hatta bilim dünyasında "Mona Lisa etkisi" olarak adlandırılan ve kişinin her açıdan izlendiği hissini açıklayan bir terim literatüre girmiştir. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar, bu tablonun aslında söz konusu etkiyi yaratmadığını kanıtlamıştır.

Bakış açısı takip mesafesinin dışında

Gerçekleştirilen teknik incelemeler, tablodaki figürün bakışlarının yaklaşık 15,4 derece sağa doğru yöneldiğini saptamıştır. Uzmanlara göre "Mona Lisa etkisinin" oluşabilmesi için bakışın en fazla beş derecelik bir açıyla sağa veya sola dönük olması gerekmektedir. Bu veri, eserin izleyiciyi gözleriyle takip ettiği yönündeki algıyı bilimsel olarak geçersiz kılmaktadır.

Gece Bekçisi aslında bir gündüz töreni

Rembrandt’ın devasa eseri "Gece Bekçisi", ismi ve koyu renk tonları nedeniyle genellikle gün batımından sonraki bir sahneyi betimlediği düşünülür. Fakat tablo, Amsterdam’ın sivil muhafızları olan Klovenierler tarafından kendi toplantı salonları için sipariş edilmiş bir gündüz geçit törenini resmetmektedir.

Tabloya "Gece Bekçisi" ismini sanatçının kendisi vermemiştir. Eser, 18. yüzyılın sonlarına gelindiğinde üzerindeki vernik tabakasının ve biriken kirlerin kararması sonucu gece çekilmiş bir sahne izlenimi vermeye başlamış ve bu isimle anılır olmuştur.

Çığlık atan figür değil doğanın kendisi

Edvard Munch’ın dünyaca ünlü "Çığlık" tablosundaki ana karakterin bağırdığı sanılır ancak durum tam tersidir. Munch’ın günlüklerine aktardığı deneyimine göre, eserdeki figür aslında çevreden gelen ve "doğadan geçen büyük bir çığlık" olarak nitelendirdiği sesi duymamak için kulaklarını kapatmaktadır.

Kırmızı bir gün batımından ilham alınarak yaratılan bu eserde, dehşet içindeki figür çığlık atan kişi değil, çevreye yayılan o ürkütücü sese karşı fiziksel bir tepki veren izleyicidir.