173 yılında inşasına başlanan bu çan kulesi, daha ilk katları yükselirken yumuşak zeminine teslim olmuş ve güneye doğru boyun eğmeye başlamıştır. Ancak bu mimari kusur" yüzyıllar içinde yapıyı dünyanın en çok ziyaret edilen ve merak edilen anıtlarından biri haline getirdi.

Temelinin atıldığı dönemde zeminin çamur, kum ve kilden oluşan yumuşak yapısı, henüz üçüncü katın inşası sırasında kulenin güneye doğru kaymasına neden olsa da süreç içerisindeki savaşlar nedeniyle verilen uzun molalar, yapının tamamen yıkılmasını engelleyen bir şans faktörü haline geldi.

Kritik eşik ve kurtarma operasyonu
1990 yılına gelindiğinde 5,5 derecelik tehlikeli bir eğime ulaşan ve dikey eksenden 4,5 metre sapan kule, güvenlik gerekçesiyle ziyarete kapatılarak uluslararası bir uzman heyeti tarafından korumaya alındı.
Mühendisler, yapıyı kurtarmak amacıyla kuzey tarafındaki zeminden 38 metreküp toprak tahliye ederek kulenin kendi ağırlığıyla geriye doğru esnemesini sağladı.

Estetik kusur ve gelecek projeksiyonu
Yapılan bu hassas müdahale sonucunda kule yaklaşık 4 santimetre dikleşerek 1838 yılındaki statik seviyesine geri döndürüldü. Ancak uzmanlar, kulenin turistik ve tarihi değerini oluşturan karakteristik eğikliğini bozmamak adına yapıyı tamamen dik hale getirmekten özellikle kaçındı.
Günümüzde 800 yıllık yerçekimi mücadelesini teknolojiyle kazanan kule, yapılan hesaplamalara göre önümüzdeki 200 yıl boyunca yıkılma tehlikesi olmadan ayakta kalacak. Bu operasyon, hatalı bir mimari başlangıcın yüksek teknolojiyle nasıl stabilize edilebileceğinin dünyadaki en nadir örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.





