Edebiyat dünyasının tanınmış isimlerinden Ahmet Altan, yeni çıkan kitabı "O Yıl" hakkında Medyascope’tan Emir Berke Yaşar’a özel bir mülakat verdi. Röportajında siyasetten edebiyata, insan ilişkilerinden tarihsel perspektife kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulunan Altan, özellikle ikili ilişkiler ve "maçoluk" kavramı üzerine kurduğu cümlelerle dikkat çekti. Geçtiğimiz ay raflardaki yerini alan roman, sert mizaçlı bir Osmanlı subayı olan Ragıp Bey'in Efronya’ya duyduğu aşkı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son demleri eşliğinde konu ediniyor.

Osmanlı'nın son dönemi ve bugüne yansımaları

Ahmet Altan, eserlerinde Osmanlı'nın çöküş yıllarını odağına almasının gerekçelerini açıkladı. "O Yıl" ile birlikte imparatorluğun dağılma sürecini işleyen dördüncü romanına imza attığının hatırlatılması üzerine yazar, bu dönemin karmaşık yapısına vurgu yaptı. Altan, bu tercihin nedenini şu sözlerle aktardı:

"Osmanlı’nın son dönemleri çok karmaşık ve ne yazık ki kendisinden sonraki yüz yıla da damgasını vurmuş bir dönem. Bugünleri anlamak için Osmanlı’nın son dönemine bakmak lazım. Oradaki hastalık hiçbir zaman iyileşmedi. Hep ileriye sirayet etti."

Ahmet Altan-1

Maçoluk kavramı üzerine değerlendirmeler

Mülakatın en dikkat çekici kısımlarından birini, Altan’ın erkeklik rolleri ve maçoluk üzerine yaptığı tanımlamalar oluşturdu. Kadınların erkekleri "şikâyet eden" ve "şikâyet etmeyen" şeklinde iki gruba ayırdığını düşündüğünü belirten yazar, maçoluğu olumsuz bir kavram olarak görmediğini dile getirdi. Konuyla ilgili görüşlerini ayrıntılandıran Altan,

"Maçoluğun kötü bir şey olmadığını düşünüyorum. Elbette toksik maçoluk ve normal maçoluk birbirinden ayrılıyor. Erkeğin ve kadınların kendine özel tarafları var. Erkeğin kendine ait özelliklerine maçoluk deniliyor, bir kadının bir kadın olması gibi bir erkeğin de erkek olması, maço olması iyi bir şey."

Ahmet Altan 3