Sinema tarihinin en tartışmalı ve mide bulandırıcı serilerinden biri olan "İnsan Kırkayak" (The Human Centipede), sadece bir senaristin hayal ürünü değil; kökleri tarihin en karanlık dönemine, Nazi Almanyası’na kadar uzanan bir dehşetin yansıması. "Ölüm Meleği" lakaplı Dr. Josef Mengele’nin Auschwitz toplama kampında yürüttüğü sözde bilimsel deneyler, bugün bile insanlığın sınırlarını sorgulatan bir vahşet mirası olarak karşımıza çıkıyor.
Kurgu ve gerçek: Tom Six’in ilham kaynağı
Yönetmen Tom Six tarafından 2009 yılında hayata geçirilen filmde, bir Alman cerrahın üç insanı birbirine dikerek tek bir sindirim sistemi oluşturma çabası işleniyor. Film her ne kadar modern bir korku yapımı olsa da, "insanları cerrahi müdahalelerle yeni bir organizmaya dönüştürme" fikri, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi doktorlarının "üstün ırk" yaratma ve genetik modifikasyon takıntılarından besleniyor.
"Ölüm Meleği" Josef Mengele kimdir?
Auschwitz-Birkenau toplama kampında görev yapan Josef Mengele, mahkumlar üzerinde anestezi kullanmadan gerçekleştirdiği ameliyatlar, zorla kısırlaştırma ve genetik deneylerle tanınır. Mengele'nin özellikle ikiz çocuklar üzerindeki saplantısı meşhurdur. Amacı, Aryan ırkının özelliklerini (mavi göz, sarı saç, dayanıklılık) çoğaltmak ve "alt ırk" olarak gördüğü insanları biyolojik olarak dönüştürmekti.
Tarihteki o korkunç deney iddiası
Filmdeki "kırkayak" konseptine en yakın ve kan donduran tarihi iddia, Mengele’nin iki Roman çocuğu sırt sırta dikerek yapışık ikizler yaratmaya çalışmasıdır. Çocukların organlarını birbirine bağlamaya çalıştığı bu operasyonun ardından deneklerin enfeksiyondan hayatını kaybettiği bilinmektedir. Mengele, bilimi ahlaki ve insani değerlerden tamamen kopararak, insan bedenini üzerinde her türlü tasarımın yapılabileceği bir "hammadde" olarak görmüştür.
Etik sınırlar ve bireysel özerklik
"İnsan Kırkayak" serisi, sadece fiziksel bir işkenceyi değil, aynı zamanda bireyin kendi bedeni üzerindeki kontrolünü tamamen kaybetmesini simgeler. Nazi döneminde de bireysel özerklik, devletin ve "ideolojik bilimin" çıkarları uğruna yok sayılmıştı. Bu durum, "Bilim her ne pahasına olursa olsun yapılmalı mıdır?" ve "İnsan olmanın ahlaki sınırı nerededir?" sorularını bugün bile güncel kılmaktadır.