Haber

Türkiye’nin yerli “Epstein Adası”: Soğukoluk gerçeği

Türkiye, Jeffrey Epstein skandalının küresel yankılarını tartışırken; tarihçiler ve araştırmacılar 1980’li yılların başında Hatay’ın Soğukoluk bölgesinde patlak veren, Uğur Dündar’ın efsanevi haberciliğiyle gün yüzüne çıkan skandalı yeniden hatırlatıyor.

Abone Ol

Bugün küresel elitlerin karıştığı Epstein davasını büyük bir şaşkınlıkla takip eden Türkiye, aslında benzer bir organizasyonun yarattığı dehşetle 1980'lerin başında yüzleşmişti. Hatay’ın Belen ilçesine bağlı, doğal güzellikleriyle bilinen Soğukoluk mevkii, o yıllarda bir sayfiye yerinden ziyade; suç örgütlerinin elinde bir "insan pazarına" ve yüksek bürokrasinin ağırlandığı karanlık bir merkeze dönüşmüştü.

Uğur Dündar’ın hayatını tehlikeye atan o gece

Genç gazeteci Uğur Dündar ve ekibi, Soğukoluk’taki otellerde dönen kirli çarkı belgelemek için bölgeye gittiğinde, karşılarında sadece bir fuhuş çetesi değil, devletin kılcal damarlarına sızmış bir ağ buldular. Dündar, "Günaydın" gazetesi ve o dönemki televizyon programları için yaptığı çekimlerde, yurtdışından kandırılarak getirilen veya Anadolu’dan kaçırılan kadınların barakalarda zincirlendiğini, işkence gördüğünü ve uyuşturucuya alıştırıldığını tüm Türkiye’ye gösterdi.

"Yerli Epstein" ağının işleyişi: Nüfuzlu müşteriler

Soğukoluk skandalını Epstein vakasıyla benzer kılan en önemli nokta, suçun işlendiği mekanların dokunulmazlığıydı. O dönemki raporlar ve Dündar'ın tanıklıkları; bu "fuhuş adasına" sadece yerel suçluların değil, bazı siyasetçilerin, üst düzey bürokratların ve iş insanlarının da "özel misafir" olarak davet edildiğini ortaya koyuyordu. Tıpkı Epstein’in adasında olduğu gibi, Soğukoluk’taki oteller de güç sahiplerine sunulan yasadışı hazlar üzerinden bir şantaj ve koruma kalkanı oluşturmuştu.

Çocuk istismarı ve "insan ticareti" gerçeği

Skandalın en acı verici tarafı ise yaşları 13-14'e kadar düşen kız çocuklarının bu bataklığa hapsedilmesiydi. Uğur Dündar’ın mikrofon uzattığı mağdurlar; pasaportlarına el konulduğunu, "borçlandırıldıklarını" ve kaçmaya çalışanların ağır cezalar aldığını anlatmışlardı. Dündar'ın bu haberi sonrası bölgeye büyük bir operasyon düzenlenmiş, oteller yıkılmış ve onlarca kişi tutuklanmıştı. Ancak bu olay, Türkiye'nin kolektif hafızasında "nüfuzun suçu örtmek için nasıl kullanılabileceğine" dair en büyük derslerden biri olarak kaldı.

Geçmişten bugüne: Nüfuz, güç ve istismar

Soğukoluk, bir dönemin "bataklık" simgesi haline gelse de, bugün Epstein dosyasıyla birlikte bakıldığında; benzer suç ağlarının sadece coğrafya değiştirdiği görülüyor. Uğur Dündar’ın o günkü cesur haberciliği, Türkiye’de ilk kez "dokunulamaz" denilen yapıların üzerine gidilebileceğini kanıtlamıştı. Uzmanlar, Soğukoluk dosyasının bugün sosyolojik ve hukuki açıdan tekrar incelenmesinin, modern dünyadaki benzer ağları anlamak için kritik olduğunu belirtiyor.