Yaşam

Yabancılaşma nedir, edebiyatta nasıl kullanılır?

Edebiyatta yabancılaşma, karakterin kendisine, çevresine veya yaşadığı topluma duyduğu uzaklaşmayı anlatan bir anlatım tekniğidir. Peki bu kavram metinlerde nasıl kullanılıyor ve okura ne anlatıyor?

Abone Ol

Yabancılaşma ve yabancılaştırma, psikoloji, sosyoloji ve özellikle edebiyat alanında sıkça karşımıza çıkan iki önemli kavram. Ancak birbirine benzeyen yapıları nedeniyle çoğu zaman karıştırılabiliyor. Karakterin kendine, topluma ya da yaşadığı dünyaya uzaklaşmasıyla ortaya çıkan yabancılaşma; okurun metne olan mesafesini bilinçli olarak artıran yabancılaştırma tekniğiyle farklı anlamlara sahip. “Edebiyatta yabancılaşma ve yabancılaştırma tam olarak ne anlama geliyor?” diyorsanız, tüm detayları adım adım anlattığımız bu rehber tam size göre. Gelin, iki kavramı birlikte derinlemesine inceleyelim…

Yabancılaşma ve yabancılaştırma nedir?

Günlük hayatımızda sıkça kullandığımız bir kelime olan ‘yabancılaşma’ ve ona bağlı gelişen ‘yabancılaştırma’ söz konusu edebiyat olduğunda farklı bir zemine oturuyor. Yabancılaşma kavramı ne demek incelemeden hemen önce söylemeliyiz ki; yabancılaşma ve yabancılaştırma; “ıssız yer, kimsenin olmadığı yer” anlamına gelen Farsça kökenli “ yaban” kelimesinden dilimize geçiş yapan kelimelerden.

İnsanın en temel amacı var olmak ve varlığını sürdürmek olmuştur. Eski çağlardan bu yana, insan var olmak için sürekli bir mücadele halindedir. Bu mücadele sırasında doğa ile girdiği etkileşim başta olmak üzere birçok etkileşim yaşamıştır.

Bu etkileşimler ise zamanla ‘kültür’ kavramının temelini oluşturmuştur. İnsanın kimliği diyerek kısaca açıklayabileceğimiz ‘kültür’ zaman içerisinde belirleyici etkenlerle insanlar arasındaki ilişkilerin farklılaşmasına olanak sağlamıştır. İşte tam da bu farklılaşma “yabancılaşma” ve “yabancılaştırma” olgularını meydana getirmiştir. Tek kelimeyle rahatça ifade edebildiğimiz bu olguların arkasında var olan anlam ise “ben” ve “öteki” farkıdır.

“Ben” her zaman kendini tanımlayan ve belirleyendir. “Öteki” ise ‘ben’ dışında kalan, ona benzemeyendir. “Ben” özünü kanıtlayabilmek için her zaman ‘öteki’ olana ihtiyaç duyar. Olumsuz anlamların yüklendiği ‘öteki’ olmazsa, ‘ben’ de olmaz. Tam burada Hegel’in Köle-Efendi diyalektiğini hatırlamak daha iyi anlamlandırmaya yardımcı olacaktır. Efendi’nin ‘efendi’ olduğunu kanıtlamak için her zaman bir köleye ihtiyacı vardır. Ve bu köle onu efendisi olarak kabul etmelidir.

Hegel’e göre yabancılaşma

Varoluşçu felsefenin savunucularından Hegel’e göre; yabancılaşma, bir insanın etken ve edilgen olarak ikiye ayrılması sonucunda; dil, kültür, sanat gibi kendi yaratısı olan ürünlerin kendisine yabancı hale gelmesi ile ortaya çıkan bir süreçtir.

Hegel yabancılaşmanın, aynı zamanda insanın gelişim sürecinin merkezi olduğunu savunmaktadır. Ruh önce kendi dışında bir dünya yaratır daha sonra ise bu dünyanın kendi ürünü olduğunu idrak eder. Yavaş yavaş ise dünyanın kendi dışında olmadığını kavrar. Yabancılaşma ise, bu kavrayışın eksikliğinin bir sonucudur.

Yabancılaşma, Dünya edebiyatında ve Türk edebiyatında özellikle 20. Yy itibarıyla var olmaya başlamıştır. İnsanın sorunu haline gelen her şey edebiyatta da mutlaka kendine bir yer bulur. Yabancılaşmayı ele alan eserler içerik olarak yabancılaşan insanı esas alırken, biçimdeki ana sorunsal olarak da yine yabancılaşmayı temeller.

Yabancılaştırma kavramı

Yabancılaşma nedir fikir sahibi olduktan sonra edebiyatta zaman zaman beraber anıldığı yabancılaştırma konusuna geçebiliriz…

Yabancılaştırma daha çok Bertolt Brecht’in geliştirdiği bir dramaturji tekniği olan yabancılaştırma etkisi ile ilişkilidir. Teknik, izleyicinin sahne olaylarına duygusal bir bağlılık geliştirmesini engeller. Bu sayede izleyici daha eleştirel bir tutum takınabilir. Bu duruma yabancılaştırma efekti de denebilir.

Yabancılaştırma, karakterin ve olayların alışıldık halde sunulmaması şeklinde uygulanabilir. Örneğin; oyun sırasında karakterler doğrudan izleyici ile konuşabilmektedir. Bu şekilde izleyici birden oyun dışına çıkar ve kurduğu duygusal bağ kesilir veya duygusal mesafe artar.

Edebiyatta yabancılaşma genellikle bireylerin içsel ve dışsal dünyalarından yabancılaşmasını ifade ederken, yabancılaştırma bir sahneleme tekniği olarak izleyiciyi olaylardan ve karakterlerden uzak tutup eleştirel düşünmeyi teşvik etmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır.

Yabancılaşmaya dair kitap önerileri

Yabancılaşma nedir sorusu edebiyat kapsamında bakıldığında daha insanın kendine yabancılaşması nedir şeklini alıyor. Üzerinde durduğu genel duygu ise yabancılaşma hissi. İnsanın kendine, etrafındaki hatta etkileşime girdiği her şeye karşı yabancılaş(abil)mesi…

Yabancılaşmayı konu edinen kitaplara göz atmak isterseniz aşağıdaki liste sizin için iyi bir seçenek olabilir!

İşte yabancılaşmaya dair kitaplar:

  • Franz Kafka – Dönüşüm
  • Elias Canetti – Körleşme
  • Jean Paul Sartre – Bulantı
  • Oğuz Atay – Tutunamayanlar
  • Bilge Karasu – Tutkunun Sonu

Ele aldığımız her iki kavram da insan olmanın gerekliliğinde temellenir. Edebiyattaki yeriyle bireylerin ve toplumların dünyayla olan ilişkilerini anlamlandırmak ve sorgulamak için ise son derece önemlidir. “Yaban” kalmayalım sevgili okur, hoşça kalalım!