Kıskançlık, genellikle karşı tarafa duyulan aşırı sevgiyle maskelense de psikoloji biliminde bu duygunun kökleri çok daha derinlere, çocukluk yıllarına ve kişisel yetersizlik hislerine dayanıyor. Uzmanlar, kıskançlığın bir "sevgi ölçer" olmadığını, aksine bireyin kendi içsel güvenliğiyle ilgili verdiği bir alarm sinyali olduğunu vurguluyor.
Çocukluk şemaları ve özgüven eksikliği
Kıskançlığın en temel nedenlerinden biri, düşük özgüven ve kişinin kendini partnerine "layık" görmeme hissidir. Birey kendi değerinden şüphe duyduğunda, partnerinin her an daha "iyi" birini bulup gideceği korkusuna kapılır. Bu korkunun temelinde ise genellikle çocuklukta ebeveynlerle kurulan kaygılı bağlanma stili yatar. Eğer bir çocuk, ihtiyacı olan sevgiyi istikrarlı bir şekilde alamadıysa, yetişkinlikte sevdiği kişiyi kaybetme korkusunu aşırı kontrolcü ve kıskanç tavırlarla dışa vurabilir.

Yansıtma mekanizması ve kontrol tutkusu
Bazı durumlarda kıskançlık, psikolojik bir savunma mekanizması olan "yansıtma" ile ortaya çıkar. Kişi kendi içindeki sadakatsizlik dürtülerini veya gizli isteklerini partnerine yansıtarak onu suçlamaya başlar. Öte yandan, hayatın genelinde belirsizliğe tahammül edemeyen bireyler, ilişkiyi bir "mülkiyet" gibi görerek partnerini tamamen kontrol altında tutmaya çalışır. Bu noktada kıskançlık, sevgiden ziyade bir güç ve tahakküm kurma aracına dönüşür.





