Aşk ve takıntı arasındaki çizgi, duyguların en yoğun yaşandığı ilk dönemlerde oldukça bulanık görünebilir. Ancak sağlıklı bir sevgi, özgürlük ve güven üzerine inşa edilirken; takıntı, kontrol ve korkuyla beslenir. Eğer ilişkinizdeki yoğunluk sizi mutlu etmek yerine yoruyorsa, hislerinizin kaynağını sorgulamanın vakti gelmiş olabilir.
İşte hislerinizin aslında bir takıntı olabileceğine dair uzman görüşleriyle hazırlanan o başlıklar:
Kişisel alanın yok olması ve aşırı kontrol isteği
Sağlıklı bir aşkta bireyler birbirlerinin sosyal çevresine, hobilerine ve yalnız kalma isteğine saygı duyar. Ancak bu duygu bir takıntıya dönüştüğünde, karşı tarafın attığı her adım bir tehdit olarak algılanmaya başlanır. Partnerinizin kiminle görüştüğünü, ne zaman nerede olduğunu sürekli sorgulama ihtiyacı hissediyor ve onsuz geçen her dakikayı bir "zaman kaybı" veya "ihanet" olarak görüyorsanız, bu durum sevgi değil; kontrol odaklı bir takıntıdır.
Mutluluğun tek kaynağını karşı tarafa bağlamak
Aşk, iki tam insanın hayatlarını birleştirmesidir. Takıntılı bir ruh halinde ise kişi, kendi özsaygısını ve mutluluğunu tamamen partnerinin onayına bağlar. Eğer o gün partnerinizden beklediğiniz ilgiyi göremezseniz dünyanız başınıza yıkılıyor, hayatınızın anlamı tamamen karşı tarafın iki dudağı arasından çıkacak kelimelere bakıyorsa, bu sağlıklı bir bağın değil; duygusal bir bağımlılığın işaretidir. Kendi hayat amacını yitirmek, takıntının en belirgin göstergesidir.
Reddedilmeyi kabul edememe ve aşırı idealleştirme
Aşkta, taraflar birbirlerinin hatalarını görür ve bu hatalarıyla kabul eder. Takıntıda ise karşı taraf kusursuz bir "ikon" haline getirilir. İşler kötüye gittiğinde veya ayrılık sinyalleri verildiğinde takıntılı birey, durumu bir son olarak değil, aşılması gereken bir engel olarak görür. Karşı tarafın "hayır" cevabını duymamak, ilişki bittiği halde takip etmeye devam etmek veya onun hayatını zorlaştıracak düzeyde ısrarcı olmak, duygularınızın artık patolojik bir boyuta ulaştığını gösterir.