Dünya genelinde 330 milyondan fazla insan depresyonla mücadele ediyor. Majör depresif bozukluk, kliniklerde en sık görülen ruhsal hastalıklardan biri. Hastaların yaklaşık %30’u, iki farklı ilaç denemelerine rağmen ruh hâllerinde düzelme yaşamıyor; bu noktada durumları tedaviye dirençli depresyon olarak değerlendiriliyor.
Depresyon sadece ruh hâlini değil, aynı zamanda uyku problemleri, sindirim bozuklukları, tansiyon ve kalp atışında değişiklikler gibi fiziksel semptomları da beraberinde getirebiliyor. Bu belirtiler, otonom sinir sistemi işlev bozukluğu durumunda da ortaya çıkabiliyor. Bu sistemdeki düzensizlik, mitokondriyi zorlayarak kalp fonksiyonunu azaltabilir ve doğru kan dolaşımını engelleyebilir.
Otonom bozukluk tedavisi depresyonu hafifletebilir
Brain Medicine dergisinde yayımlanan bir gözlemsel çalışmada, otonom bozukluk tedavisi gören ve tedaviye dirençli depresyon yaşayan bazı hastaların depresyon semptomlarında iyileşme görüldü. Araştırmacılar, karmaşık depresyon vakalarının bazen sistemik kökenli olabileceğini ve bu durumun yeni tedavi seçenekleri sunabileceğini belirtiyor.
Pato: “Belki hastanın sorunu değil, tanı çerçevesinin sorunu”
Çalışmanın yazarlarından psikiyatrist Michele Pato, “Uzun yıllar tedaviye dirençli depresyon, bir mahkûmiyet olarak kabul edildi; oysa bir soru olmalıydı.” dedi. Pato, hastanın belirtilerinin çoğu otonom bozuklukla ilişkiliyse, doktorların bunu dikkate alması gerektiğini vurguladı.
Araştırmada, 8.000’den fazla otonom bozukluk hastası izlendi; 2.000’den fazlası depresyon veya depresyona benzer belirtilere sahipti ve ilaçlarla iyileşmemişti. Araştırmacılar, sempatik ve parasempatik sinir yanıtlarını daha doğru ölçmek için kalp aktivitesine ek olarak solunum fonksiyonunu da izleyen bir yöntem kullandı.
Çalışma başlangıcında, depresyon veya benzer semptomları olan hastaların çoğu ortostatik disfonksiyon (oturup kalkarken baş dönmesi, tansiyon sorunları) yaşıyordu. Yarısından fazlasında ise parasempatik aşırı aktiviteye bağlı uyku sorunları, stres, bulantı ve bayılma gibi belirtiler vardı.
9–12 ay süren tedavi boyunca, hastalara kalp-dolaşım fonksiyonunu iyileştiren ilaçlar veya hafif egzersiz ve mitokondriyi koruyan antioksidanlar gibi non-farmakolojik yöntemler uygulandı. Tüm hastalar, tedavi planı ne olursa olsun depresyonla ilişkili bazı belirtilerinde iyileşme yaşadı.
Depresyon belirtileri kan akışı sorunundan kaynaklanıyor
Araştırmacılar, otonom bozukluğu olan hastalarda azalan kalp-dolaşım fonksiyonunun, gün boyunca ayakta dururken beyne yeterince oksijen ve besin gitmesini engellediğini belirtti. Bu durum, hastaların bildirdiği beyin sisi ve depresif ruh hâli semptomlarına yol açıyor olabilir.
Nörolog Joseph Colombo, “Hastalar psikiyatrik açıdan tedaviye dirençli değildi. Beyinlerine kan gitmiyordu. Sempatik sistem kanı yukarı taşımıyor, parasempatik sistem damarları yanlış zamanda genişletiyordu veya ikisi birden. Dengesizlik düzeltildiğinde depresyon semptomları kayboldu; depresyonu değil, onun maskesini tedavi ettik” dedi.
Araştırmacılar, çalışmanın otonom bozukluk merkezlerinde yapılmış olmasının hasta seçimini etkileyebileceğini ve depresyonun standart psikiyatrik ölçeklerle doğrudan ölçülmediğini belirtti. Gelecekte, otonom bozukluk tedavisinin, tedaviye dirençli depresyon standart tedavisiyle karşılaştırıldığı çalışmalara ihtiyaç olduğu vurgulandı.





