Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı, yapısal engeller ve geleneksel rol dağılımı nedeniyle küresel ortalamaların gerisinde seyretmeye devam ediyor. TÜİK’in Aralık 2025 verileri, erkeklerde %71’e ulaşan iş gücüne katılım oranının kadınlarda %35,5 - 36,5 bandında sıkıştığını gösteriyor. Aradaki yaklaşık 35 puanlık devasa uçurumun temelinde ise "ev içi bakım yükü" yatıyor. İstanbul gibi metropollerde istihdam oranları kısmen daha yüksek olsa da şehirde yaşayan her üç kadından biri, çocuk veya yaşlı bakımı nedeniyle kariyer fırsatlarını kaçırıyor.
35 puanlık cinsiyet uçurumu ve ev içi mesai
Kadın İşçi platformunun 2025 sonu raporuna göre, Türkiye’de 10 milyona yakın kadın sadece ev içi bakım yükümlülükleri nedeniyle çalışma hayatına dahil olamıyor. BM Kadın Birimi verileri, çalışan kadınların bile ev işlerine ve bakıma erkeklerden 5 kat daha fazla zaman ayırdığını (günde ortalama 4-5 saat) ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle 3 yaş altı çocuğu olan kadınlarda istihdam oranını %27 seviyelerine kadar düşürürken; çocuksuz kadınlarda bu oran %50’nin üzerine çıkıyor.
İstanbul, Avrupa’nın en düşüklerinin bile gerisinde
BETAM’ın 2025 analizine göre İstanbul, Türkiye geneline kıyasla daha iyi bir istihdam tablosu çizse de uluslararası kıyaslamada sınıfta kalıyor. Megakentteki kadın istihdamı, Avrupa’nın en düşük oranlarına sahip Yunanistan ve İtalya’nın bile gerisinde seyrediyor. İstanbul’da yaşayan kadınlar, "Kreş imkanı olsa çalışabiliriz" diyerek kamusal destek yetersizliğine dikkat çekiyor.
2026 bütçesinde "bakım" eksikliği
Akademisyenler ve kadın örgütleri, 2026 bütçesinde bakım hizmetlerine ayrılan payın yetersizliğini eleştiriyor. Türkiye genelinde kamu destekli gündüz bakımevi sayısının 2 ila 5 bin arasında kalması, yaşlı bakım merkezlerinin ise büyük oranda özel sektöre bırakılması, kadını ev içine hapseden döngüyü besliyor. Uzmanlar, bakım yükü toplumsallaşmadığı ve kamusal kreş seferberliği başlatılmadığı sürece "güçlü kadın" söyleminin kağıt üzerinde kalacağı konusunda uyarıyor.