Günlük yaşamda sakin, kontrollü ve uyumlu görünmek çoğu zaman başarı olarak algılansa da, bu görünümün arkasında yoğun bir zihinsel yük bulunabiliyor. Klinik psikologlar ve sosyal bilimciler, nörodiverjan bireylerin özellikle akademik ve profesyonel ortamlarda kabul görmek için duygularını bastırdığını, tepkilerini filtrelediğini ve toplumsal beklentilere göre “rol yaptığını” belirtiyor. Bu strateji kısa vadede uyumu kolaylaştırsa da, uzun vadede ruh sağlığı açısından ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Maskeleme nedir, neden uygulanıyor?
Maskeleme, bireyin doğal duygu ve davranışlarını bastırarak sosyal olarak “uygun” kabul edilen tepkileri sergilemesi anlamına geliyor. Uzmanlara göre bu davranış, özellikle DEHB ve otizm spektrumundaki bireyler için bir tür hayatta kalma mekanizması olarak gelişiyor. Toplumsal normlara uymayan tepkilerin dışlanma riski yaratması, maskelemeyi kaçınılmaz hale getirebiliyor. Ancak psikologlar, bu stratejinin bedelsiz olmadığını vurguluyor. Sürekli kendini denetleme hali, bireyin gerçek benliğiyle bağının zayıflamasına yol açabiliyor.

Araştırmalar ne diyor?
İngiltere’de yapılan kapsamlı bir çevrim içi araştırmada, psikologlar Danielle Miller, Jon Rees ve Amy Pearson, maskelemenin yalnızca otistik bireylere özgü olmadığını ortaya koydu. Araştırmaya göre hem otistik hem de otistik olmayan yetişkinlerde maskeleme davranışı görülüyor. Ancak maskeleme düzeyi arttıkça, bireylerin tükenmişlik yaşama ve kendilerini “gerçek benliklerinden kopuk” hissetme olasılığı yükseliyor. Araştırmada ayrıca, otistik yetişkinlerin duyusal davranışlarını bastırma ve yoğun psikolojik zorlanma yaşama ihtimalinin daha yüksek olduğu vurgulandı.

DEHB’li kadınlarda geç tanı ve görünmez yük
Greenwich Üniversitesi’nden sosyal bilimci Julia Morgan tarafından yürütülen bir başka çalışmada ise yetişkinlikte DEHB tanısı alan 52 kadınla görüşmeler yapıldı. Çalışma, tanının bir yandan rahatlama sağlarken diğer yandan “kaybedilmiş yıllar” duygusunu da beraberinde getirdiğini ortaya koydu. Katılımcılar, yıllar boyunca dürtüselliklerini, duygusal yoğunluklarını ve tepkilerini gizlemek zorunda kaldıklarını, bunun da özgün benlik algılarını zedelediğini ifade etti. Araştırmacılara göre, kız çocuklarından sakin ve uyumlu olmalarının beklendiği toplumsal yapı, maskelemenin kadınlarda daha yaygın görülmesine neden oluyor.

DEHB ve otizmde temel fark
Uzmanlara göre DEHB’li bireyler çoğu zaman sosyal olarak “ne yapılması gerektiğini” biliyor, ancak dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlükleri nedeniyle bunu anlık olarak uygulamakta zorlanıyor. Otistik bireyler ise sosyal beklentileri içgüdüsel olarak kavramayabiliyor, ancak yeterli rehberlik ve pratikle bu davranışları öğrenebiliyor. Her iki durumda da maskeleme, bireyin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına ve uzun vadede psikolojik yorgunluğun artmasına yol açıyor.
Uzmanlar ne öneriyor?
Psikologlara göre çözüm yalnızca bireyin uyum sağlamasında değil, eğitim ve iş ortamlarının nöroçeşitliliği gözeten daha kapsayıcı yapılar haline gelmesinde yatıyor. Nörodiverjan bireylerin maske takmak zorunda kalmadığı güvenli alanlar oluşturulmasının, ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. Araştırmalar, maskelemenin kısa vadede işlevsel görünse de uzun vadede sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Uzmanlara göre asıl ihtiyaç, farklı zihinlerin görünmez kalmadığı ve özgünlüğün risk değil değer olarak kabul edildiği bir toplumsal anlayış.





