Korku filmi izlerken vücudumuz terleme ve kalp çarpıntısı gibi gerçek bir tehdit anındaki tepkileri verir. Ancak beynimizin mantıklı kısmı, o an yumuşak bir koltukta oturduğumuzu ve fiziksel olarak güvende olduğumuzu asla unutmaz. Bu "güvenli bölgede olma" bilinci, korku anında salgılanan adrenalin ve dopaminin bir paniğe değil, yoğun bir heyecan ve haz duygusuna dönüşmesini sağlar.
Film bittiğinde gelen yoğun rahatlama hissi ruhsal bir boşalım sağlıyor
Korku filmleri, izleyiciye bir tür duygusal "detoks" imkanı sunar. Film boyunca tırmanan gerilim, kötü karakterin yenilmesiyle veya jeneriğin akmasıyla yerini ani bir huzura bırakır. Psikolojide "katarsis" denilen bu durum, kişinin günlük hayatta biriktirdiği stresi ve bastırılmış korkuları bu kurgusal dehşet aracılığıyla dışarı atmasına yardımcı olur.
Korkuyu başkalarıyla paylaşmak sosyal bağları ve güven hissini güçlendiriyor
Dehşet dolu bir sahneyi bir arkadaşla veya eşle izlemek, aradaki bağın kuvvetlenmesini sağlar. Tehlike anında yanımızdaki kişiye yaklaşmak veya elini tutmak, vücudun "bağ kurma hormonu" olan oksitosini salgılamasına neden olur. Bu ortak heyecan ve sonrasında sağ salim kurtulmuş olma hissi, o an yanımızda olan kişiye duyduğumuz güveni bilinçaltında artırır.
Karanlık senaryolar hayatta kalma içgüdülerimizi pasif olarak eğitiyor
İnsan beyni, her zaman en kötü ihtimalleri merak eden ve bunlara hazırlıklı olmak isteyen bir yapıya sahiptir. Korku filmleri; "Bir katille karşılaşırsam ne yaparım?" veya "Karanlık bir yerde nasıl hayatta kalırım?" gibi sorulara kurgusal yanıtlar vererek hayatta kalma içgüdülerimizi uyarır. Bu filmleri izlemek, bir nevi tehlikeli durumlar için zihinsel antrenman yapmak anlamına gelir.