Artan hayat pahalılığı ve düşen alım gücü, milyonlarca kişiyi kredi kartlarıyla yaşamaya mecbur bırakıyor. Artık yalnızca beyaz eşya ya da tatil değil; ekmek, süt, market alışverişi ve faturalar da kredi kartıyla ödeniyor. Uzmanlara göre bu tablo yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda psikolojik ve nörolojik bir risk barındırıyor. Araştırmalar, kredi kartı kullanımının beynin ödül merkezlerini uyararak harcama davranışlarını değiştirdiğini gösteriyor.
Kredi kartları beynin ödül sistemini nasıl etkiliyor?
Nörobilim alanındaki çalışmalar, kredi kartı kullanımının beynin dopaminerjik ödül sistemiyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Beyinde ödül işleme süreçlerinden sorumlu olan striatum bölgesi, haz ve beklenti duygusunu yönetiyor. Bu bölge aynı zamanda uyuşturucu maddelerin etkilediği alanlarla benzer tepkiler veriyor.
Uzmanlara göre kredi kartıyla alışveriş yapmak, “ödeme acısını” ortadan kaldırdığı için beynin risk algısını baskılıyor. Nakit ödemede hissedilen kayıp duygusu, kartla yapılan alışverişte büyük ölçüde devre dışı kalıyor. Böylece harcama, zihinde daha keyifli ve risksiz bir davranış gibi algılanıyor.
MIT araştırması uyarıyor: Kartla harcama bağımlılığı tetikliyor
ABD’nin önde gelen teknik üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından yapılan bir araştırma, kredi kartıyla yapılan alışverişlerin beyinde uyuşturucu maddelere benzer kimyasal tepkiler oluşturduğunu ortaya koydu.
Araştırmada, nakit kullanan bireylerin beyin ödül ağlarının aynı ölçüde uyarılmadığı tespit edilirken, kredi kartı kullanan katılımcıların daha hızlı ve daha yüksek tutarlı harcamalara yöneldiği belirlendi. Çalışmanın ortak yazarlarından Prof. Dr. Drazen Prelec, kredi kartının fiziksel olarak elde tutulmasının bile beyin için “ödül çağrışımı” yarattığını vurguladı.
Nakit mi kart mı? Psikolojik fark büyüyor
Uzmanlar, kredi kartı ile banka kartı veya nakit ödeme arasındaki psikolojik farkın oldukça belirgin olduğunu ifade ediyor. Banka kartıyla ödeme yapmak, kişinin kendi birikimini doğrudan eksilttiği için daha fazla düşünmeyi gerektiriyor. Kredi kartında ise ödeme geleceğe ertelendiği için karar verme süreci kısalıyor.
Bu durum, bireylerin harcama limitlerini zorlamasına ve anlık satın almalara yönelmesine neden oluyor. Psikologlara göre bu mekanizma, alışveriş davranışını kontrolsüz hale getiren en önemli etkenlerden biri.
Türkiye’de tablo ağırlaşıyor: Kartla yaşamak zorunluluk oldu
BDDK verilerine göre Türkiye’de Temmuz ayı itibarıyla 136,7 milyon kredi kartı bulunuyor. 20 yaş ve üzerindeki her bireye ortalama 2,2 kredi kartı düşüyor. Kişi başına ortalama kredi kartı borcu ise 61 bin 791 TL seviyesine ulaşmış durumda. Yalnızca bir ayda kredi kartlarıyla yapılan market, gıda ve yemek harcamalarının toplamı 529,8 milyar TL’yi buldu. Uzmanlar, bu rakamların kredi kartlarının artık bir tercih değil, geçim aracı haline geldiğini gösterdiğini belirtiyor.
Alışveriş bağımlılığı psikiyatrik risk oluşturuyor
Prof. Dr. Mehmet Asoğlu, alışveriş bağımlılığının ciddi bir ruh sağlığı problemi haline geldiğine dikkat çekiyor. Asoğlu’na göre ihtiyaç dışı yapılan, pişmanlıkla sonuçlanan ve tekrar eden harcamalar artık bir bağımlılık göstergesi. Asoğlu, bu durumun tedavi edilmemesi halinde depresyon, kaygı bozukluğu ve dürtü kontrol sorunlarına yol açabileceğini belirterek, farkındalık eğitimi ve kredi kartı kullanımının sınırlandırılması gerektiğini vurguluyor.
Uzmanlardan uyarı: Ölçülü kullanım şart
Ekonomik koşullar nedeniyle nakit alışverişin her geçen gün zorlaştığını belirten uzmanlar, kredi kartlarının tamamen terk edilmesinin gerçekçi olmadığını ancak ölçülü ve sorumlu kullanımın hayati önem taşıdığını ifade ediyor. Ay sonunda hane bütçesinin zorlanmaması için harcamaların planlanması, kart limitlerinin kontrol altında tutulması ve kayıtlı kart bilgilerinin bilinçsiz kullanımdan kaçınılması öneriliyor.
Kredi kartları hayatı kolaylaştıran bir araç olsa da, beynin ödül mekanizmalarını etkileyerek harcama davranışlarını değiştirebiliyor. Araştırmalar ve uzman görüşleri, kartla alışverişin yalnızca ekonomik değil, psikolojik bir risk de taşıdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle kredi kartlarının sunduğu kolaylığın, farkındalık ve sınırlarla dengelenmesi gerektiği vurgulanıyor.