Türkiye'nin dünya çapındaki en büyük yumuşak güçlerinden biri olan dizi sektörü, yükselen üretim giderleri nedeniyle zorlu bir viraja girdi. Geçmiş yıllarda bölüm başı 300 bin dolar civarında seyreden prodüksiyon masrafları, güncel ekonomik verilerle birlikte 500 bin dolar barajını aşarak rekor kırdı. Bu "sessiz deprem", televizyon kanallarını ve yapım şirketlerini yeni stratejiler geliştirmeye zorlarken, Türkiye'nin küresel dizi ihracatındaki liderliğini de riske atıyor.
Astronomik oyuncu ücretleri ve uzun süreler bütçeyi zorluyor
Sektör temsilcilerine göre maliyetlerin bu denli yükselmesinin arkasında üç temel faktör bulunuyor. Döviz kuru ve enflasyonun etkisiyle artan prodüksiyon giderlerinin yanı sıra, yıldız oyuncuların bölüm başına talep ettiği milyonlarca liralık kaşeler bütçenin aslan payını oluşturuyor. Buna ek olarak, dünya standartlarının çok üzerinde olan 140 dakikalık bölüm süreleri, set çalışma günlerini uzatarak masrafları katlamaya devam ediyor.

Yurt dışı pazarı "ucuz alternatif" arayışında
Türk dizileri halihazırda yurt dışına bölüm başına 100 bin ile 600 bin dolar arasında fiyatlarla ihraç ediliyor. Ancak üretim maliyetindeki artışın satış fiyatlarına yansıması, küresel alıcıların iştahını kaçırmaya başladı. Özellikle İspanya ve Latin Amerika yapımlarının daha düşük maliyetlerle rekabetçi bir pozisyon alması, Türk yapımlarının pazar payını tehdit ediyor. Sektör, bu kaybı telafi etmek için rotayı Çin gibi devasa pazarlara kırmayı planlıyor.

Kalite tartışmaları ve sektörün geleceği
Maliyetlerin rekor kırmasına rağmen sosyal medya kullanıcıları ve eleştirmenler, dizi kalitesinin aynı oranda artmamasından şikayetçi. İzleyiciler, yüksek prodüksiyon bütçelerinin hikaye derinliğine yansımadığını savunurken; uzmanlar, maliyet yönetiminde köklü bir değişikliğe gidilmezse yayındaki yerli yapım sayısında ciddi bir azalma yaşanabileceğini öngörüyor. Bahar ve Yargı gibi başarılı örnekler hala talep görse de, sektörün sürdürülebilirliği yeni ekonomik modellere bağlı görünüyor.





