Pek çok insanın hayatında en az bir kez yaşadığı "tam seni düşünüyordum ki aradın" durumu, çoğu zaman mistik bir rastlantı veya telepatik bir bağ olarak yorumlanır. Ancak bilim dünyası, bu fenomenin arkasında beynin çalışma prensipleri, istatistiksel olasılıklar ve psikolojik algı süreçlerinin yattığını ortaya koyuyor. Modern sinirbilim ve psikoloji, bu "tesadüfleri" açıklarken beynin bilgi işleme hızına ve seçici dikkat mekanizmasına odaklanıyor.
Olasılıklar ve görünmez bağlar
Bilimsel perspektiften bakıldığında, bu durumun ilk ve en güçlü açıklaması "istatistiksel olasılıklar" olarak karşımıza çıkıyor. Gün boyunca yüzlerce farklı insanı, arkadaşı veya akrabayı zihnimizden geçiriyoruz. Bu düşüncelerin büyük bir çoğunluğu herhangi bir iletişimle sonuçlanmadığı için hafızamızda yer etmiyor. Ancak, düşündüğümüz binlerce andan sadece biri, o kişinin bizi aramasıyla örtüştüğünde, beyin bu nadir eşleşmeyi "anlamlı bir rastlantı" olarak kaydediyor. Bu durum, istatistik biliminde "büyük sayılar kanunu" olarak bilinirken; gerçekleşmeyen binlerce başarısız tahminin unutulup, tek bir başarılı tahminin hatırlanması fenomenine dayanıyor.

Beynin filtreleme sistemi: Seçici dikkat
Bir diğer bilimsel neden ise psikolojide "seçici dikkat" ve "onaylama yanlılığı" olarak tanımlanıyor. Beynimiz, çevremizdeki devasa bilgi yığını arasından sadece bizim için o an önemli olanları filtreleyip algımıza sunuyor. Birini yoğun şekilde düşündüğünüzde, beyniniz o kişiye dair ipuçlarına karşı daha hassas hale geliyor. Kalabalık bir caddede yürürken her gün gördüğünüz yüzlerce kişi arasından tam da düşündüğünüz kişiyi fark etmenizin nedeni, beyninizin o an o kişiye dair bir "şablon" üzerinden tarama yapmasıdır. Aslında o kişiyi her zamanki sıklıkta görüyorsunuz; ancak düşünmediğiniz zamanlarda beyniniz bu bilgiyi "önemsiz" olarak kodlayıp dikkatinizden kaçırıyor.

Senkronisite ve dopamin etkisi
Zihnimizdeki düşünce ile dış dünyadaki olayın eşleşmesi, dopamin salgılanmasına neden olarak kişide bir "şaşkınlık ve haz" duygusu yaratıyor. Nörolojik olarak bu anlar, beynin ödül mekanizmasını tetiklediği için olay olduğundan daha gizemli ve önemli algılanıyor. İsviçreli psikiyatrist Carl Jung’un "Eşzamanlılık" (Senkronisite) olarak kavramsallaştırdığı bu durum, günümüzde bilişsel bilimler tarafından "beynin örüntü tanıma yeteneğinin bir yan ürünü" olarak kabul ediliyor. Sonuç olarak; birini düşündüğünüzde onunla karşılaşmanız, beyninizin başarılı bir tahmin yakalaması ve başarısız binlerce anı filtrelemesiyle açıklanan biyolojik bir süreçten ibaret.





