Ukrayna’daki Chervony Mayak mezarlığında yürütülen arkeolojik çalışmalarda, 2.000 yıllık kadın mezarlarında bulunan kırmızı renkli zincifre parçaları, antik toplulukların dezenfeksiyon ve muhafaza yöntemlerini tartışmaya açtı.
Dinyeper Nehri’nin sağ kıyısında konumlanan Chervony Mayak mezarlığı, MÖ 2. yüzyıldan MS 3. yüzyılın ortalarına kadar bölgede varlık gösteren Geç İskit kültürüne ev sahipliği yapıyordu. Bu topluluğun üyeleri, ölülerini çukur, niş ve katakomplu mezarlara gömme geleneğini sürdürüyordu. Bölgedeki mezar yapılarında toplu gömütlerin yaygın olduğu bilinirken; bazı kabirlerde üst üste dizilmiş on ikiye yakın iskelet, Kırım Yarımadası’ndaki benzer bir alanda ise en az 125 birey tespit edilmişti.
Bilimsel yöntemlerle tescillenen ilk pigment
İlk kez 1975 yılında araştırılmaya başlanan mezarlıkta bugüne dek farklı kurumlar tarafından toplam 177 mezar gün yüzüne çıkarıldı. Kiev’deki Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Oleksandr Symonenko liderliğindeki ekip, bu mezarların üçünde canlı kırmızı renkte topaklar belirledi. Antiquity dergisinde yayımlanan analiz sonuçları, bu maddenin yoğun kırmızı rengi ve yüksek toksisitesiyle bilinen bir cıva sülfür bileşiği olan zincifre olduğunu onayladı. Bu bulgu, Geç İskit kültüründe zincifre kullanımının arkeometrik yöntemlerle doğrulandığı ilk belge olarak kayıtlara geçti.
Dr. Beata Polit, keşfe dair yaptığı açıklamada,
"Geç İskit kültürüne atfedilen mezarlarda kırmızının çeşitli tonlarında pigmentler bulunmuştu. Ancak bunlar nadiren özel ekipmanla yapılan arkeometrik analizlere tabi tutuluyor. Analiz için uygun örneklere, doğru ekipmana ve gerekli bilgi birikimine sahip uluslararası bir ekip oluşturmuş olmamız büyük şanstı" ifadelerini kullandı.
Mezar odasındaki iki kadın ve gizemli parçalar bulundu
İncelemeye konu olan mezar odasında, biri 18–20, diğeri ise 35–45 yaşlarında iki kadının gömülü olduğu anlaşıldı. Daha yaşlı olan kadının kafatası ve üst göğüs bölgesi yakınlarında üç adet zincifre parçasına rastlandı. Mezardan çıkarılan kap parçaları, bronz küpeler ve boncuklar, defin işleminin MS 1. yüzyıl ile 2. yüzyılın ilk yarısı arasındaki döneme ait olduğunu gösterdi.
Dr. Polit, kadınların kısa zaman aralıklarıyla gömüldüğünü, ikinci defin işlemi için mezar tekrar açıldığında ilk gömülen kadının naaşının girişten alınarak duvar kenarına çekildiğini belirtti. Zincifre parçalarının küçük boyutları ve iskelet üzerindeki konumlanış biçimi, bu kırmızı pigmentin cenaze törenlerinde belirli bir amaca hizmet ettiğine dair güçlü bir veri sunuyor.

Bakterilere karşı antik bir kalkan hipotezi
Arkeologlar, zincifrenin mezarlara yerleştirilme biçiminin kasıtlı olduğunu düşünürken, pigmentin içeriğindeki sülfürün antibakteriyel bir etki yaratmış olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Dr. Polit, sürece dair şu hipotezi paylaştı:
"Başka bir ölüyü gömmek için mezarın açılması gerekiyordu ve mezar odasında şüphesiz çeşitli mikroplar vardı; bazıları çok zararlıydı. Buna güçlü, rahatsız edici bir koku da eşlik ediyordu. Daha fazla beden eklenen mezarlar bağlamında pigmentin bakterileri nötralize etmek ya da bedenin çürümesini yavaşlatmak için kullanılmış olması mümkün. Elbette bu yalnızca bir hipotez."
Polit ayrıca, bazı mezarlarda az miktarda bulunan pigmentlerin sembolik veya koruyucu amaçlar taşımış olabileceğini, kaplar içinde bulunanların ise kozmetik ya da boya üretimi için değerlendirilmiş olabileceğini ekledi. Antik dönem insanlarının madde etkileşimlerine dair gözlemlerini ise şu sözlerle özetledi:
"O dönemin insanları, sezgisel olarak ya da deneyimle bazı minerallerin, bitkilerin ve diğer maddelerin bedene zarar verebileceğini mutlaka fark etmişti; fakat toksisiteleri hakkında bilimsel bir bilgiye sahip olduklarını sanmıyorum."





