Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan 2025 yılı Sağlık Modülü raporu, toplumun fiziksel aktivite alışkanlıklarına dair çarpıcı gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Araştırma sonuçlarına göre halkın yüzde altmış üçünden fazlası iş ve zorunluluklar dışında kalan vaktini tamamen hareketsiz geçiriyor. Sosyal medyada büyük yankı uyandıran bu veriler, ekonomik koşulların ve yoğun çalışma temposunun sağlıklı yaşam önündeki en büyük engel olduğu tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Toplumun çoğunluğu spordan uzak bir yaşam sürüyor
Türkiye genelinde 15 yaş ve üstü bireyleri kapsayan araştırmada, toplumun çok büyük bir kesiminin boş zamanlarını fiziksel bir faaliyetle değerlendirmediği görüldü. TÜİK verilerine göre fertlerin sadece küçük bir azınlığı gün içinde düzenli spor yapma alışkanlığına sahipken, haftalık rutinine egzersizi dahil edebilenlerin oranı oldukça düşük seviyelerde kaldı. Toplumun büyük çoğunluğu ise iş dışında kalan zamanını dinlenerek ya da hareketsiz aktivitelerle geçirmeyi tercih ediyor.
Ağır mesailer ve yorgunluk sağlıklı yaşamı engelliyor
Raporun dikkat çeken bir diğer boyutu ise çalışma hayatının fiziksel yorgunluk üzerindeki etkisi oldu. Özellikle yoksulluk riski altında bulunan bireylerin önemli bir kısmının iş yerinde ağır fiziksel güç gerektiren işlerde çalıştığı belgelendi. Bu durum, bedensel olarak zaten tükenmiş olan bireylerin mesai bitiminde spor yapmaya ne enerjisinin ne de isteğinin kaldığı gerçeğini destekler nitelikte. Sosyal medyada paylaşılan ikonik manzaralı spor alanları ile bu veriler arasındaki tezatlık ise kullanıcılar tarafından zaman ve derman eksikliği olarak yorumlandı.
Uzmanlar kronik hastalıklar ve obezite konusunda uyarıyor
Uzmanlar ise bu hareketsiz yaşam tarzının uzun vadede obezite, kalp damar hastalıkları ve diyabet gibi kronik sorunları tetikleyeceğine dair ciddi uyarılarda bulunuyor. Kentleşme modelinin yürüyüşe uygun olmaması ve spor tesislerine erişimin maliyetli hale gelmesi gibi faktörlerin bu tabloda payı büyük. Sağlık örgütleri, kamusal alanlarda ücretsiz erişilebilir imkanların artırılması ve çalışma saatlerinin iyileştirilmesiyle bu tablonun tersine dönebileceğini vurguluyor.