Neden matematik evreni açıklamada bu kadar başarılı? Akıllı telefonlardan GPS uydularına, tıp dünyasındaki devrimlerden uzay keşiflerine kadar sahip olduğumuz her şeyi bilime, bilimi ise evreni tarif etmede inanılmaz derecede kullanışlı olan matematiğe borçluyuz. Binlerce yıl boyunca doğa felsefesi yaptık ama ne zaman ki işin içine matematiği kattık, her gün yeni bir keşifle uyanmaya başladık.

Matematiksel Evren (1)

Peki ya matematik sadece doğanın bir tanımı değil de, doğanın kendisiyse?

İnsan yapımı yüklerden kurtulmak

Ünlü kozmolog Max Tegmark, 2014 yılında yayımlanan Matematiksel Evrenimiz (Our Mathematical Universe) kitabında ezber bozan bir iddiada bulundu. Tegmark’a göre, fizik teorilerimizde kullandığımız pek çok kavram aslında insanlık tarihinin uydurduğu yüklerden ibaret.

Matematiksel Evren (2)

Uzay-zaman, dalga fonksiyonu, kütle, yük ve hatta kuvvet... Tegmark, bu kavramların evrenin gerçek yapısının üzerine biz insanlar tarafından eklenmiş subjektif katmanlar olduğunu savunuyor. Occam’ın Usturası prensibini (en basit açıklama en iyisidir) en uç noktaya taşıyan Tegmark, tüm bu insani kavramları soyup çıkardığımızda geriye kalan tek şeyin saf matematik olduğunu söylüyor.

"Occam'ın Balyozu" Her şey sadece ilişki ve simetri

Bir sandalyeyi hayal edin. Rengini, kütlesini, atomlarını ve üzerindeki kuvvetleri yani tüm insani kavramları ("bagajları") çıkarın. Geriye ne kalır? Tegmark’a göre geriye sadece matematiksel ilişkiler, simetriler ve yapılar kalır. Bu bakış açısına göre. Matematik evrendir, evren ise matematiktir. İkisi arasında hiçbir fark yoktur.

Matematiksel Evren (3)

Evren, fiziksel bir nesnenin matematiksel tarifi değil, matematiksel bir nesnenin ta kendisidir.

"Her Şeyin Teorisi" sabit sayıları yok edebilir mi?

Fizikçiler yıllardır doğadaki tüm kuvvetleri tek bir potada eritecek bir "Her Şeyin Teorisi" (Theory of Everything - TOE) peşinde koşuyor. Tegmark’a göre, eğer bu teori gerçekten doğruysa, içinde hiçbir "sabit sayı" barındırmamalı.

Matematiksel Evren (4)

Işık hızı, elektronun yükü ve hatta uzay-zamanın boyut sayısı gibi bugün "verili" kabul ettiğimiz sabitlerin, aslında tek bir ana denklemin (veya denklem setinin) doğal bir sonucu olarak ortaya çıkması gerekiyor.