Geçtiğimiz aylarda Pasifik Okyanusu'nun tabanında, zifiri karanlıkta oksijen üretildiği keşfedilmiş ve bu durum fotosentez şart kuralını yıkarak bilim camiasında bomba etkisi yaratmıştı. Şimdi ise bilim insanları, bu fenomenin tam olarak nasıl gerçekleştiğini ve yaşamın kökenine dair neler anlatabileceğini bulmak için gelişmiş insansız su altı araçlarını derinliklere gönderiyor.
Güneşsiz oksijen: Doğal bir batarya mı?
Karanlık oksijen teorisi, okyanus tabanındaki patates büyüklüğündeki mineral yığınları deniz suyuyla etkileşime girerek bir tür elektroliz gerçekleştirdiği fikrine dayanıyor.
Bilim insanları, bu yumruların yüzeyinde yaklaşık 1,5 voltluk (standart bir AA pil kadar) bir elektrik potansiyeli tespit etti. Bu düşük voltajın, deniz suyunu hidrojen ve oksijene ayrıştırmak için yeterli olabileceği düşünülüyor.
Robotlar ne yapacak?
Deniz seviyesinden yaklaşık 4.000 metre derinlikte çalışacak olan robotlar, kritik görevleri yerine getirecek. Oksijen seviyelerindeki artışı laboratuvar ortamı yerine, doğrudan okyanus tabanında, doğal habitatında ölçecekler.
Elektrik üreten mineral yumruları, yapısal bozulmaya uğramadan özel vakumlu haznelere yerleştirilerek yüzeye çıkarılacak. Bu "karanlık oksijen"e bağımlı olarak yaşayan bilinmeyen mikroorganizma türleri olup olmadığı araştırılacak.
Derin deniz madenciliği için kritik viraj
Bu araştırma sadece akademik bir merak değil, aynı zamanda ticari bir zorunluluk. Elektrikli araç bataryalarında kullanılan kobalt ve nikel gibi metaller bakımından zengin olan bu yumrular, maden şirketlerinin hedefinde. Eğer bu mineraller gerçekten okyanusun "akciğerleri" görevini görüyorsa, madencilik faaliyetlerinin deniz ekosistemine vereceği hasarın boyutu tahmin edilenden çok daha büyük olabilir.