İslam dünyasında "On Bir Ayın Sultanı" olarak karşılanan ramazan ayının sembollerinden biri olan mahya geleneği, bu yıl da camilerdeki yerini aldı. Görsel bir şölen sunarak izleyenleri etkileyen bu ışıklı yazılar, köklü geçmişi ve tarihsel serüveniyle dikkat çekiyor. Yılın belirli dönemlerinde yanıp sönen ve ramazanı selamlama niteliği taşıyan mahyaların kökeni, yüzyıllar öncesine dayanan dini ve sanatsal bir birikimi temsil ediyor.

Mahya ismi nereden geliyor?

Mahya kelimesinin etimolojik kökeni, Farsçada "aylık" anlamına gelen "mahiye" sözcüğüne dayanmaktadır. Bu ismin verilmesindeki temel neden, uygulamanın yalnızca ramazan ayına ve diğer kutsal günlere mahsus olarak gerçekleştirilmesidir. Geleneğin kurumsal bir nitelik kazanmasına dair anlatılan rivayetlere göre, 1614 yılında Fatih Camii müezzinlerinden Hattat Hafız Ahmed Kefevi’nin iki minare arasına işlediği mahya benzeri şekiller I. Ahmed tarafından büyük bir beğeniyle karşılanmıştır. Padişah, dini adaba uygun olması kaydıyla bu ışıkların minareler arasına kurulmasını talep etmiştir. Ayrıca III. Murad’ın bir hatırlatmasında da Mevlid, Regaip ve Berat gecelerinde minarelerin kandillerle donatılması isteğinin yer aldığı bilinmektedir.

Kutsal mekanlardaki kandiller mahya sanatına ilham kaynağı oldu

İslamiyet tarihinden süzülüp gelen mahya geleneğinin izleri, Mescid-i Haram’daki uygulamalara kadar uzanmaktadır. Tarihi kayıtlara göre Mescid-i Haram’da bulunan 455 kandilden bazılarının sadece ramazan ayı ve hac mevsiminde yakıldığı ifade edilmektedir. Söz konusu ışıkların direkler arasına gerilen iplere bakır çengellerle asıldığı ve bu yöntemle istenilen noktalara taşınabildiği aktarılmaktadır. Bu uygulama, zamanla hem ramazan aylarında hem de kutsal gecelerde kandil yakma adetine dönüşerek modern mahya sanatına ilham kaynağı teşkil etmiştir.

Osmanlı döneminde mahyacılık babadan oğula geçen bir sanat dalıydı

Zaman içerisinde gelişimini sürdürerek Osmanlı İmparatorluğu’na kadar ulaşan mahya geleneği, burada resmiyet kazanarak babadan oğula miras kalan seçkin bir sanat dalı haline gelmiştir. O dönemlerde büyük bir emek ve titizlikle hazırlanan mahyalar, iplere asılan kandillere zeytinyağı ilave edilmesiyle aydınlatılıyordu. Işığın sürekliliğini sağlamak adına bu kandiller her akşam tek tek tazelenerek yeniden yakılmaktaydı.

Günümüz mahyaları modern teknolojiyle ramazan mesajlarını taşıyor

Geçmişte zeytinyağlı kandillerle icra edilen bu sanat, günümüzde yerini elektrik kabloları ve ampullere bırakmıştır. Mahyaların üzerine yazılacak ibareler ve oluşturulacak figürler, uzun süren değerlendirmeler ve tartışmalar sonucunda belirlenmektedir. Ramazan ayının başında genellikle "Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan", "On Bir Ayın Sultanı" ve "Oruç Tut, Sıhhat Bul" gibi ifadeler tercih edilirken; ayın sonuna doğru "La İlahe İllallah" ve "Elveda Ya Şehr-i Ramazan" gibi veda cümleleri minareleri süslemektedir. Mahya sanatı, özellikle ramazan ayı ile özdeşleşmesi nedeniyle tüm İslam aleminde bu mübarek ayın en güçlü çağrışımı olarak kabul edilmektedir.