Günlük alışkanlıklarımızın kökten değiştiği pandemi dönemi, sadece sosyal ilişkilerimizi değil, biyolojik dengemizi de derinden etkiledi. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, son dönemde artış gösteren inme vakalarının sadece tıbbi değil, aynı zamanda sosyolojik bir boyutu olduğunu belirterek, evlere kapanan toplumun hareket kabiliyetini kaybettiğine dikkat çekiyor. Artık markete gitmek yerine tek tuşla kapıya gelen siparişlerin, aslında sağlığımızdan çaldığını ifade eden Şen, bu yeni yaşam biçiminin inme riskini doğrudan artırdığını vurguluyor.
Hareketsizliğin ve işlenmiş gıdaların bedeli
Pandemi sürecinde evden çıkmadan yaşamaya alışan bireylerin, fiziksel aktiviteyi hayatlarından tamamen çıkardığını belirten Prof. Dr. Şen, bu durumun özellikle yaşlı popülasyonda ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade ediyor. Sadece hareketsizlik değil, aynı zamanda kapıya gelen hazır ve işlenmiş gıdaların tüketimindeki artış da damar sağlığını olumsuz etkiliyor. Şen, tansiyon dengesizliği, şeker hastalığı ve stresle birleşen bu yaşam tarzının, inme için adeta bir zemin hazırladığını belirtiyor. COVID-19 sonrası süreçte pıhtılaşma dengesinin bozulduğuna dair verilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini hatırlatan uzman, aşı tartışmalarından ziyade, bireylerin kendi yaşam tarzlarını sorgulaması gerektiğinin altını çiziyor.
Uyku düzeni ve mevsimsel geçişlerin etkisi
Sağlıklı bir yaşamın temel taşlarından biri olan uyku düzeni, inme riskini azaltmada kritik bir rol oynuyor. Prof. Dr. Şen, yetişkin bir bireyin günde ortalama yedi saat kaliteli uykuya ihtiyaç duyduğunu, bu düzenin bozulmasının vücuttaki stres yükünü artırarak damar sağlığını riske attığını belirtiyor. Bunun yanı sıra, mevsimsel hava değişimlerinin de özellikle tansiyon ve kalp ritim bozukluğu olan hastalar için bir uyarı niteliğinde olduğunu ifade ediyor. Ani sıcaklık değişimlerinin vücut üzerindeki baskısının, mevcut sağlık sorunlarını tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.
Erken müdahale hayat kurtarıyor
İnme vakalarında zamanla yarışıldığını belirten Prof. Dr. Şen, belirtilerin fark edilmesinin hayati önem taşıdığını vurguluyor. Yüzde kayma, görme kaybı, konuşma bozukluğu veya yürümede dengesizlik gibi belirtilerin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden 112 Acil Servis'in aranması gerektiğini hatırlatıyor. İnme merkezlerine ilk 4 ila 6 saat içerisinde ulaştırılan hastaların, doğru tedaviyle hayata tutunma şansının çok yüksek olduğunu belirten Şen, vatandaşların bu konuda bilinçli olmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini ifade ediyor. Sağlıklı bir yaşam için egzersizi hayatın bir parçası haline getirmenin ve düzenli beslenmenin, inme gibi ciddi sağlık sorunlarına karşı en büyük kalkan olduğunu sözlerine ekliyor.