Nepal ile Tibet sınırında geçtiğimiz günlerde meydana gelen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sel felaketi, dağlık bölgelerdeki buzulların yarattığı gizli tehlikeyi bir kez daha dünya gündemine taşıdı. Uzmanlar, bu trajik olayın ardından Türkiye'nin zirvesi Ağrı Dağı'nı mercek altına aldı. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nden Prof. Dr. Faruk Kaya, uydu verilerinin ürkütücü bir tabloyu ortaya koyduğunu belirterek, dağın zirvesini kaplayan takke buzulunun hızla eridiğini ve bu durumun bölgedeki yerleşim yerleri için uzun vadeli bir risk oluşturduğunu vurguladı.

Yüzyıllık erime zirveyi değiştirdi
Yapılan güncel bilimsel araştırmalar ve uydu ölçümleri, 1900'lü yılların başında yaklaşık 15 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Ağrı Dağı'ndaki buzul kütlesinin günümüzde 5 kilometrekareye kadar gerilediğini kanıtlıyor. Sadece alan bazında değil, dikey yönde de ciddi bir çekilme söz konusu. Geçmişte 3 bin 600 metre seviyelerine kadar inen buzul vadileri, bugün 4 bin 900 metre rakımlarına kadar çekilmiş durumda. Bu dramatik değişim, dağın zirvesindeki dengenin bozulduğuna ve buzulların artık daha zayıf bir yapıya büründüğüne işaret ediyor. Prof. Dr. Kaya, buzul erimesinin sadece bir iklim değişikliği göstergesi olmadığını, aynı zamanda dağın yamaçlarında ani çamur akıntılarını ve kaya düşmelerini tetikleyebilecek bir mekanizmayı beslediğini ifade ediyor.

Ahura Vadisi'nin unutulmayan acısı
Ağrı Dağı'nın geçmişi, aslında bu tür felaketlerin yabancısı değil. 1840 yılında Ahura Vadisi'nde yaşanan ve binlerce insanın hayatını kaybettiği büyük felaket, bölgenin jeolojik hafızasında derin bir iz bırakmış durumda. Cehennem Deresi olarak da bilinen bu bölgede, deprem veya volkanik hareketlilikle tetiklendiği düşünülen devasa bir kaya-buz kütlesi vadi boyunca ilerleyerek köklü Ahura köyünü yerle bir etmişti. Bugün Yenidoğan köyü olarak varlığını sürdüren bu yerleşim, felaketin ardından yeniden kurulmuş olsa da, vadinin jeolojik yapısı hala risk barındırıyor. Bilim insanları, 2019 yılında yayımlanan araştırmalarda da vurgulandığı üzere, bu bölgedeki dengenin hiçbir zaman tam olarak yerine oturmadığını ve vadinin zaman zaman küçük ölçekli hareketlenmelerle uyarı verdiğini belirtiyor.

Sessizliği duymak için izleme şart
Ahura Vadisi'nin 1840'tan bu yana tamamen sessiz kalmadığı, 2021 ve 2026 yıllarında yaşanan çamur akıntılarıyla da tescillendi. Bu küçük çaplı olaylar, büyük bir felaketin habercisi olabileceği için ciddiyetle takip edilmesi gereken sinyaller olarak değerlendiriliyor. Prof. Dr. Faruk Kaya, Türkiye'nin yüksek dağları olan Ağrı, Cilo, Süphan ve Kaçkar için sistematik bir buzul izleme programının hayati önem taşıdığını belirtiyor. Uydu görüntüleme teknolojilerinin yanı sıra periyodik saha çalışmaları ve yamaç deformasyonlarının takibi, olası bir felaketi önceden sezmek için tek yol. Özellikle dere yataklarına yakın yerleşim yerlerinin bu risk ışığında yeniden değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda tahliye planlarının hazır tutulması, dağın bize söylediği sessiz uyarıyı vaktinde duyabilmek adına atılması gereken en önemli adımlar arasında yer alıyor.