Ankara'nın kalbinde, Hamamönü'nün tarihi dokusu içerisinde yer alan özel bir atölye, modern dünyanın tüketim alışkanlıklarına karşı adeta bir direniş noktası oluşturuyor. Düzce Üniversitesi Sanat Tasarımı ve Mimarlık Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yusuf Parlak ve usta öğretici Şerife Güven'in öncülüğünde yürütülen çalışmalar, tarımsal atıkların ve lifli bitkilerin geleneksel yöntemlerle sanata dönüştürülmesine odaklanıyor. Bu atölye, sadece bir üretim merkezi değil, aynı zamanda sıfır atık ve sürdürülebilirlik bilincinin aşılandığı bir eğitim yuvası olarak hizmet veriyor. Katıldıkları bir İslam sanatları fuarının ardından, atıkların sanatsal bir değere dönüştürülmesi fikriyle yola çıkan ekip, bugün okul gruplarından sanatseverlere kadar geniş bir kitleye geleneksel kağıt üretiminin inceliklerini aktarıyor.
Bin yıla meydan okuyan doğal üretim süreci
Endüstriyel kağıt üretiminin aksine, bu atölyede tamamen doğal ve asitsiz bir süreç izleniyor. Modern kağıtların üretiminde kullanılan kimyasallar ve kısa lifli ağaçlar, ürünlerin ömrünü 50 ila 100 yıl gibi kısa bir süreye hapsederken, burada üretilen kağıtlar bin yıla kadar bozulmadan kalabiliyor. Doç. Dr. Parlak, bu dayanıklılığın sırrını, ecdadın kullandığı geleneksel yöntemleri günümüze uyarlamalarında saklı olduğunu belirtiyor. Pamuk, keten ve kenevir gibi uzun lifli bitkilerin yanı sıra, genellikle yakılarak yok edilen pirinç sapları ve muz ağacı gövdeleri gibi tarımsal atıklar, bu atölyede kıymetli birer hammaddeye dönüşüyor. Özellikle pirinç saplarının yakılmasıyla oluşan çevre kirliliğinin önüne geçilmesi, projenin en önemli çevresel kazanımlarından biri olarak öne çıkıyor. Pişirme aşamasında kimyasal maddeler yerine meşe külü suyu kullanılarak ligninden arındırılan hamur, kağıdın uzun ömürlü olmasını sağlayan temel faktörlerden biri haline geliyor.
Sıfır atık vizyonuyla geleneksel sanatın geleceği
Atölyedeki üretim süreci, ham maddenin hasadından kağıdın son şeklini almasına kadar büyük bir titizlikle yürütülüyor. Tekstil sektöründen gelen atıklar veya iplik üretimi sırasında ziyan olan uçarı pamuklar, el yordamıyla teknelerde kağıt hamuruna dönüştürülüyor. Renklendirme aşamasında ise tamamen doğal kök boyalar tercih ediliyor. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras taşıyıcı listesinde yer alan Yusuf Parlak, bu teknikleri usta-çırak ilişkisiyle genç nesillere aktarmanın, kültürel süreklilik açısından hayati bir öneme sahip olduğunu vurguluyor. Kocaeli Seka Kağıt Müzesi'nde gerçekleştirilen ve dünyanın en büyük el yapımı kağıttan Türk bayrağının üretildiği etkinlik, bu sanatın ulaştığı ölçeği ve vizyonu gözler önüne seriyor.
Sanatın kıymetini anlamak için atölyeye davet
Atölyeyi ziyaret eden çocuklar ve öğrenciler, kağıdın üretimindeki zahmetli süreci bizzat deneyimlediklerinde, tüketim alışkanlıklarının değiştiğini ifade ediyorlar. Kendi topladıkları atık kağıtların tekrar liflendirilerek yeni bir kağıda dönüştüğünü gören ziyaretçiler, sürdürülebilirliğin sadece bir kavram değil, bir yaşam biçimi olduğunu kavrıyorlar. Şerife Güven, atölyeden ayrılan her bireyin kağıdın ne kadar kıymetli bir materyal olduğunu anladığını ve bu farkındalığın kendileri için en büyük ödül olduğunu belirtiyor. Geleneksel Türk sanatlarını yaşatmak ve gelecek nesillere kalıcı eserler bırakmak amacıyla kurulan bu merkez, herkesi sanatın ve doğanın birleştiği bu özel deneyime ortak olmaya çağırıyor.