Birinci Dünya Savaşı'nın çetin şartları altında, Bakü açıklarında bulunan Nargin Adası'nda yaşanan dramatik olaylar, iki kardeş ülke arasındaki sarsılmaz bağın en güçlü kanıtlarından biri olarak tarihe geçti. Sarıkamış cephesinden esir düşerek bu ıssız adaya getirilen binlerce Osmanlı askerinin açlık, susuzluk ve hastalıkla boğuştuğu o karanlık dönem, şimdi Narginli Sona isimli belgesel ile yeniden gün yüzüne çıkıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Azerbaycan Medeniyet Bakanlığının ortak katkılarıyla hazırlanan bu özel yapım, yakın zamanda Ankara'da Yerli Düşünce Derneği ev sahipliğinde düzenlenen bir gösterimle izleyicilerin beğenisine sunuldu.
Bir fedakarlık öyküsü olarak Sona Hacıyeva
Belgeselin merkezinde, Bakü'nün köklü ve nüfuzlu ailelerinden birine mensup olan Sona Hacıyeva'nın cesur duruşu yer alıyor. Esir düşen Türk askerlerinin adadaki içler acısı durumunu öğrendiğinde, kendi hayatını ve geleceğini riske atmaktan çekinmeyen Hacıyeva, adeta bir kurtuluş meşalesi yakıyor. Hacıyeva, sadece insani yardımlarla yetinmeyerek, adadaki esirlerin hayatta kalması için büyük bir organizasyonun öncülüğünü üstleniyor. Onun bu kararlı tutumu, yüzlerce Türk subayının adadan kaçırılarak özgürlüklerine kavuşmalarını sağlayan sürecin en önemli parçası haline geliyor.
Adadaki yaşam mücadelesi ve gizli yardımlar
Nargin Adası, o dönemde esirler için adeta bir ölüm kampına dönüşmüş durumdaydı. Ancak Azerbaycan halkı, kendi imkanları kısıtlı olsa dahi, Osmanlı askerlerini yalnız bırakmamak adına büyük bir dayanışma örneği sergiledi. Sona Hacıyeva'nın liderliğinde yürütülen gizli operasyonlarla, adaya sürekli olarak yiyecek, giyecek ve hayati önem taşıyan ilaçlar ulaştırıldı. Bu yardımlar, sadece fiziksel bir destek değil, aynı zamanda esir askerler için büyük bir moral kaynağı oldu. Belgesel, bu yardımların nasıl organize edildiğini ve halkın gösterdiği büyük fedakarlığı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
İki kardeş halkın sarsılmaz bağı
Narginli Sona belgeseli, sadece tarihi bir olayı anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Azerbaycan ve Türkiye arasındaki kardeşlik hukukunun köklerini de derinlemesine inceliyor. En zorlu şartlar altında dahi birbirine kenetlenen iki halkın, ortak bir kaderi paylaşırken nasıl bir dayanışma sergilediğini vurgulayan yapım, izleyicilere duygusal anlar yaşatıyor. Tarihin tozlu sayfalarında kalmış bu kahramanlık hikayesi, bugün iki ülke arasındaki dostluğun ne kadar derin temellere dayandığını bir kez daha hatırlatıyor. Ankara'daki gösterim, bu tarihi hafızanın canlı tutulması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.