2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları, üniversite tercihlerinde dikkat çekici bir çelişkiyi gözler önüne serdi. Devlet üniversitelerinin örgün programları ilk yerleştirmede yüzde 99 gibi oldukça yüksek bir doluluk oranına ulaşsa da, yerleşen adayların önemli bir kısmının kayıt yaptırmaması sistemdeki yapısal sorunları yeniden tartışmaya açtı. Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen), bu durumu sadece bir istatistik değil, yükseköğretim planlamasının yeniden gözden geçirilmesi gereken bir sinyal olarak değerlendiriyor.
Kayıt yaptırmayan 30 bin aday sistemin neresinde?
İlk yerleştirme sonuçlarının ardından devlet üniversitelerinde 30 binin üzerinde kontenjanın boş kalması, tercih süreci ile fiili üniversiteye başlama davranışı arasında ciddi bir kopukluk olduğunu gösteriyor. Vakıf üniversiteleri ve açık öğretim programları da dahil edildiğinde, ek yerleştirmeye kalan toplam kontenjan sayısı 110 bine ulaşıyor. Uzmanlar, baraj puanlarının kaldırılmasının tercih hakkını genişlettiğini ancak bu durumun her zaman kesin bir eğitime başlama kararı anlamına gelmediğini vurguluyor. Özellikle ön lisans programlarında görülen bu boşluklar, adayların tercih yaparken maliyet, burs imkanları ve programın gelecekteki istihdam potansiyeli gibi kriterleri daha derinlemesine analiz ettiğini kanıtlıyor.
Kontenjanlarda son üç yılda yüzde 36'lık daralma
Yükseköğretimdeki kontenjan planlaması, son üç yılda oldukça radikal bir değişim geçirdi. 2023 yılına kıyasla 2026 yılında devlet üniversitelerindeki kontenjan sayısı, açık öğretim hariç tutulduğunda yaklaşık 264 bin azalarak 730 bin seviyesine geriledi. Bu durum, son üç yılda toplam kontenjanlarda yüzde 36'lık bir azalmaya tekabül ediyor. İkinci öğretim programlarının kapatılması ve bazı bölümlerin mezuniyet sonrası iş gücü piyasasıyla bağının zayıflaması, bu daralmanın temel nedenleri arasında gösteriliyor. Ancak sendika yetkilileri, kontenjan azaltmanın tek başına arz-talep dengesini sağlamadığını, asıl meselenin programların sürdürülebilirliği olduğunu savunuyor.
İstihdam odaklı yeni bir planlama şart
Eğitim-Bir-Sen, yükseköğretimde kontenjanların sadece üniversitelerin taleplerine göre değil, ülkenin insan kaynağı planlaması ve bölgesel ihtiyaçlar doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini savunuyor. Üniversiteye yerleşmenin tek başına bir başarı kriteri olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen sendika, mezuniyet sonrası istihdam imkânı zayıf olan programların kamu kaynaklarını verimsiz kullandığına dikkat çekiyor. Gelecek dönemlerde, öğrencilerin gerçek tercihleri, akademik ve fiziki kapasiteler ile iş gücü piyasasının gerçekleri birleştirilerek daha nitelikli bir yükseköğretim sistemi hedeflenmelidir. Tercih edilmeyen veya sürekli boş kalan programların yeniden değerlendirilmesi, hem öğrencilerin zaman kaybını önleyecek hem de kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasını sağlayacaktır.