Modern yaşamın getirdiği tüm konfor arayışlarına ve teknolojik kolaylıklara inat, 73 yaşındaki Ali Uçar, namıdiğer Kuş Ali, asırlık bir geleneğin son temsilcisi olarak dağların zirvesinde yaşam mücadelesi veriyor. Sarıkeçili Yörükleri arasında devecilik mirasını sürdüren tek kişi olan Uçar, çocukluğundan bu yana ayrılmaz bir parçası olduğu bu kadim kültürü, son nefesine kadar korumaya kararlı olduğunu vurguluyor. Develerin artık yük taşımacılığında kullanılmadığı, traktörlerin ve motorlu araçların yolları ele geçirdiği bir çağda, o hala atalarından kalan bu kadim dostlarıyla göç yollarını arşınlamaya devam ediyor.
Göç yollarında bir ömür
Kış aylarını Mersin’in Aydıncık ilçesinde geçiren Uçar ailesi için her yıl Nisan ayı, yeni bir göçün habercisi anlamına geliyor. Hava şartlarının elverdiği ölçüde Mayıs ayının başlarında Konya’nın Hadim ilçesindeki Aladağ Mantarlık Yaylası’na ulaşan aile, burada yaklaşık altı ay sürecek olan zorlu ama bir o kadar da huzurlu bir yaşam döngüsüne giriyor. Ekim veya Kasım aylarında ise kışlaklara dönüş başlıyor. Uçar, bu göçlerin sadece bir yer değiştirme değil, aynı zamanda bir kültürün hayatta kalma biçimi olduğunu belirtiyor. Geçmişte develerin göç sırasında en büyük yardımcıları olduğunu hatırlatan Uçar, günümüzde bu hayvanların artık yük taşımacılığındaki görevini yitirdiğini, ancak yine de onlardan vazgeçmenin mümkün olmadığını ifade ediyor. Develerin turistik veya adaklık gibi farklı alanlarda hala alıcı bulduğunu belirten Uçar, kendi sürüsündeki ondan fazla deveyi birer aile ferdi gibi gördüğünü dile getiriyor.
Kıl çadırın vazgeçilmezliği
Yörük kültürünün en temel yapı taşlarından biri olan kıl çadır, Uçar ailesi için sadece bir barınak değil, aynı zamanda kimliklerinin bir yansıması. Ali Uçar’ın 70 yaşındaki eşi Hatice Uçar, kendisinin de bir Yörük kızı olduğunu ve doğduğu günden bu yana başka bir yaşam biçimi bilmediğini anlatıyor. Çocuklarını kıl çadırlarda büyüten Hatice Uçar, ellerinde tapulu evleri olsa dahi, hayvanlarının başında olmaları gerektiği için o evlerin kapısını dahi açmadıklarını belirtiyor. Şehir hayatının konforuna uzak, dağların başında, keçilerin ve develerin sesleri arasında geçen bir ömür, onlar için en büyük özgürlük. Hatice Uçar, hasta olduklarında bile hayvanlarını bırakıp bir yere gidemeyecek kadar bu yaşama bağlı olduklarını, zorlukların zamanla hayatın doğal bir parçası haline geldiğini vurguluyor. Onlar için bu yaşam, bir tercih değil, varoluşlarının ta kendisi.
Son neslin omuzlarındaki ağır miras
Sarıkeçili Yörüklerinin geleneksel hayvancılığında kıl keçisinin dayanıklılığı, göç şartlarına en uygun seçenek olarak öne çıkıyor. Geçmişte koyun beslediklerini ancak göç yollarının zorlukları nedeniyle keçinin daha dirençli olduğunu fark ettiklerini anlatan Ali Uçar, bu geleneğin artık son temsilcisi olmanın ağırlığını hissediyor. Genç nesillerin modern hayata yönelmesiyle birlikte, kendisinin bu mesleği sürdüren son kişi olduğunu belirten Uçar, bir gün bu bayrağı bırakacağını ancak o güne kadar atalarından miras kalan bu kültürü en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğini söylüyor. Kıl çadırın beş dakikada kurulabildiği, hayvanların sesinin rüzgara karıştığı bu yaşam biçimi, Uçar ailesi için sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir tarihin canlı tanıklığı. Onlar, dağların zirvesinde, modern dünyanın gürültüsünden uzak, kendi kuralları ve gelenekleriyle yaşamaya devam ediyorlar.