Başakşehir’de bir okulda yaşanan bıçaklı saldırı olayı, eğitim kurumlarındaki güvenlik zafiyetlerini bir kez daha Türkiye'nin gündemine taşıdı. Yaşanan bu vahim hadise, öğrencilerin ve eğitim çalışanlarının okul çatısı altında ne kadar güvende olduğu sorusunu yeniden tartışmaya açarken, Memur-Sen Antalya Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Antalya Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran'dan dikkat çeken bir çıkış geldi. Miran, artık her üzücü olaydan sonra geçici tedbirler açıklayıp kısa süre içinde eski düzene dönme alışkanlığının terk edilmesi gerektiğini savunarak, köklü bir çözüm için 21. Milli Eğitim Şûrası’nın doğrudan okul güvenliği gündemiyle toplanması çağrısında bulundu.
Okul kapısı güvenliğin sınırı olmalı
Eğitim kurumlarının sadece akademik bilginin aktarıldığı mekanlar olmadığını, aynı zamanda çocukların kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yaşam alanları olduğunu belirten Eyüp Bülent Miran, bir velinin çocuğunu okula gönderirken yaşadığı endişenin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Miran, eğer bir öğrenci okul sınırları içerisinde dahi korunamıyorsa, burada sadece münferit bir güvenlik açığından değil, sistemin bütününe yayılan yapısal bir problemden söz edilmesi gerektiğini vurguladı. Okul güvenliğinin sadece kapıda bekleyen personel sayısını artırarak sağlanamayacağını belirten Miran, rehberlik hizmetlerinden psikososyal destek mekanizmalarına, aile eğitimlerinden dijital dünyadaki risklerin yönetimine kadar çok katmanlı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.
Şiddetin kökleri okulun dışına uzanıyor
Şiddet olaylarının sadece okul içerisinde filizlenmediğini, aksine aile ortamından, sosyal çevreden, akran gruplarından ve kontrolsüz dijital içeriklerden beslenerek okul kapısından içeri girdiğini belirten Miran, çözümün de sadece okul duvarları arasında aranamayacağını söyledi. Riskli davranışların henüz ortaya çıkmadan tespit edilmesini sağlayacak ulusal bir erken uyarı ve müdahale sisteminin kurulmasının hayati önem taşıdığını belirten Miran, bu noktada rehber öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların rollerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca, okul çevrelerinde kolluk kuvvetlerinin daha görünür ve etkin devriye gezmesi, kurumlar arası bilgi paylaşımının hızlandırılması ve okul giriş-çıkışlarının daha sıkı denetlenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Sürdürülebilir ve profesyonel güvenlik modeli
Okullarda görev yapan güvenlik ve bahçe personelinin durumuna da değinen Miran, bu çalışanların sadece kapıda bekleyen kişiler olarak görülmemesi gerektiğini, profesyonel birer güvenlik unsuru olarak ele alınmaları gerektiğini savundu. Personelin düzenli eğitimlerden geçirilmesi, kriz anlarını yönetebilecek donanıma sahip olması ve riskli davranışları önceden fark edebilecek yetkinlikte olması gerektiğini belirten Miran, okul güvenliğinin geçici projelere veya dönemsel uygulamalara terk edilemeyecek kadar ciddi bir alan olduğunu vurguladı. Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumların daha önce çeşitli iş birliği protokolleri imzaladığını hatırlatan Miran, ancak gelinen noktanın daha kapsamlı, bütçesi ve denetim mekanizması net bir şekilde belirlenmiş bir Okul Güvenliği Eylem Planı'nı zorunlu kıldığını ifade etti. Miran, yapılacak şûranın sadece bir konuşma platformu değil, somut adımların atıldığı bir çözüm merkezi olması gerektiğini belirterek, tüm paydaşları aynı masada buluşmaya davet etti.