Eskişehir'in Han ilçesinde yer alan ve M.Ö. 8. yüzyılda Frigler tarafından inşa edilen, 17 metrelik görkemli Midas Anıtı ile tanınan Yazılıkaya, bugünlerde büyük bir utançla karşı karşıya. Dağlık Frigya'nın en önemli dini merkezi kabul edilen ve yaklaşık 3 bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu tarihi hazine, kimliği belirsiz kişi veya kişilerin saldırısına uğradı. Antik kentin duvarlarına kazınan isimler, çizilen uygunsuz şekiller ve bölgede yakılan ateşlerin izleri, tarihi dokuyu geri dönülemez şekilde tahrip etti. Bölgeyi ziyaret eden yerli ve yabancı turistler, karşılaştıkları bu manzara karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.
Turistlerin objektifleri tarihi değil tahribatı kaydetti
Bölgeye hayranlık duyarak gelen ancak gördüğü manzara karşısında şoka uğrayan ziyaretçilerden Sade Aslan, tarihi alandaki ihmalkarlığa dikkat çekti. Aslan, yaşadığı deneyimi şu sözlerle aktardı: Yazılıkaya'yı çok tavsiye ettikleri için büyük bir merakla gittim. Ancak gördüklerim karşısında inanamadım. Tarihi duvarlara isimler kazınmış, terbiyesizce resimler çizilmiş. Mağara içlerinde ve oyuklarda etrafa yayılan idrar kokusu ve ateş izleri, buranın nasıl bir sahipsizlik içinde olduğunu gözler önüne seriyor. En acı olanı ise, orada bulunan yabancı turistlerin tarihi yapıları değil, bu utanç verici tahribatları fotoğraflayıp videoya çekmek zorunda kalmalarıydı. Bu durum, ülkemizin kültürel mirası adına gerçekten çok üzücü bir tablo oluşturuyor.
Güvenlik zafiyeti ve denetimsizlik eleştirisi
Sade Aslan, tarihi alanın turizme açılmasının ardından koruma önlemlerinin yetersiz kaldığını vurgulayarak, acil çözüm önerilerinde bulundu. Bölgede herhangi bir güvenlik görevlisine rastlamadığını belirten Aslan, günümüzde en küçük yerlerde bile kamera sistemleri varken, 3 bin yıllık bir mirasın bu denli savunmasız bırakılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Ören yerlerinin giriş ve çıkış saatlerinin belirli bir disiplin altına alınması gerektiğini savunan Aslan, kamera sistemlerinin kurulması ve güvenlik personelinin görevlendirilmesiyle bu tür vandallıkların önüne geçilebileceğini belirtti. Tarihi alanın, turizme açıldıktan sonra daha hızlı bir şekilde zarar görmeye başladığına dair yerel halktan duyduğu bilgiler ise durumun vahametini bir kez daha ortaya koydu.
Eğitim ve çevre bilinci ailede başlıyor
Tahribatın sadece fiziksel bir saldırı olmadığını, aynı zamanda bir zihniyet meselesi olduğunu savunan Aslan, konuyu daha geniş bir perspektifle ele aldı. Toplumdaki çevre bilincinin eksikliğine dikkat çeken Aslan, bu tür davranışların temelinin çocukluk döneminde atıldığını belirtti. Çocukların parklardaki oyuncakları kırmasına veya okulda arkadaşının eşyasına zarar vermesine çocuktur yapar diyerek göz yumulmasının, ileride bu tür tarihi eserlere zarar veren bireylerin yetişmesine zemin hazırladığını ifade etti. Sosyal medyada paylaştığı görüntülere gelen bazı yorumların, bu yazıların 3 bin yıl sonra da bir tarih olabileceğini savunan kişileri barındırması ise şaşkınlık vericiydi. Aslan, bu durumun ailede başladığını, okulda devam ettiğini ve bireyin kendisini geliştirmesiyle şekillendiğini vurgulayarak, kültürel mirasa sahip çıkma bilincinin toplumun her kesimine aşılanması gerektiğini sözlerine ekledi.