Türkiye tarihinin en sancılı dönemlerinden biri olan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden neredeyse yarım asır geçti. Ancak o dönemin yarattığı tahribat, cezaevlerinin soğuk betonları arasında yaşanan işkenceler ve hukuksuz yargılamalar, mağdurların anlatımlarıyla bugün hala canlı bir yara olarak varlığını sürdürüyor. Ankara'nın simge mekanlarından biri haline gelen Ulucanlar Cezaevi'nde bir araya gelen dönemin tanıkları, o karanlık günlerin izlerini silmemek ve yaşananları gelecek nesillere aktarmak için bir kez daha buluştu. 1978 yılında henüz 15 yaşındayken cezaeviyle tanışan Hakverdi Satılmış ve o dönemde idamla yargılanan ülkücülerin savunmasını üstlenen Avukat Şevket Can Özbay, darbe mekaniğinin nasıl bir zulüm makinesine dönüştüğünü detaylarıyla paylaştı.
İhanetle suçlanan bir neslin dramı
Darbe süreciyle birlikte Türkiye genelinde 650 bin kişinin gözaltına alındığı, yüz binlerce davanın açıldığı ve binlerce gencin askeri mahkemelerin insafına terk edildiği bir atmosfer yaşandı. Avukat Şevket Can Özbay, o dönemde ülkücülerin maruz kaldığı muamelenin sadece bir hukuksuzluk değil, aynı zamanda büyük bir ihanet olduğunu vurguladı. Özbay, devletin bekası için göğsünü siper eden ülkücü gençlerin, yıkıcı ve bölücü unsurlarla aynı kefeye konulmasının Cumhuriyet tarihinin en büyük yanlışlarından biri olduğunu belirtti. Kenan Evren ve cuntacı ekibinin, vatanı için mücadele eden gençleri sırtından hançerlediğini ifade eden Özbay, o dönemde herkesin korkudan sustuğu bir ortamda dahi bu haksızlığa karşı kalemini bir silah gibi kullandığını hatırlattı.
Mamak'ın karanlık dehlizlerinde yaşananlar
Hakverdi Satılmış ise Mamak Cezaevi'nde yaşadığı işkenceleri ve kötü muameleyi anlatırken, o günlerin acısını hala yüreğinde hissettiğini dile getirdi. 220 kişiyle birlikte idam talebiyle yargılandığı süreci anlatan Satılmış, cezaevlerindeki hücre uygulamalarının, yetersiz beslenmenin ve hijyen yoksunluğunun birer işkence yöntemi olarak kullanıldığını belirtti. Satılmış, sadece fiziksel işkencelerin değil, aynı zamanda ruhsal baskıların da hedef alındığına dikkat çekerek, o dönemde görev yapan bazı isimleri ve C-5 ekibi gibi yapıları unutmadıklarını ifade etti. Zulmü unutmanın, geçmişte verilen mücadeleye ve o günlerde hayatını kaybeden 171 cana karşı bir vefasızlık olduğunu savunan Satılmış, bu acıların hesabının sorulması gerektiğini vurguladı.
İlahi adaletin tecellisi ve unutulmayanlar
Konuşmasında darbe döneminin sorumlularına yönelik sert ifadeler kullanan Satılmış, beddua etmek yerine ilahi adaletin tecellisine inandıklarını belirtti. Kenan Evren'in son dönemindeki halinin, zulüm gören binlerce insanın hafızasında bir ibret vesikası olarak yer ettiğini söyleyen Satılmış, bu kişilerin yaptıklarının yanlarına kalmadığını ifade etti. 12 Eylül'ün sadece bir darbe değil, aynı zamanda Türk milletinin öz evlatlarına karşı yapılmış bir suikast olduğunu yineleyen mağdurlar, bu kara lekenin tarihten silinmesine asla izin vermeyeceklerini vurguladılar. Etkinlik boyunca dile getirilen her cümle, aradan geçen 46 yıla rağmen adaletin ve hakikatin peşinde olanların kararlılığını bir kez daha tescil etti.