Türkiye genelinde yaşanan ölümlerin yaklaşık yüzde 40 gibi oldukça yüksek bir oranının kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığı gerçeği, toplum sağlığı açısından alarm verici bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde görev yapan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Enes Çelik, bu hastalıkların sadece dünyada değil, ülkemizde de en temel ölüm ve hastalık nedenleri arasında ilk sıralarda yer aldığını belirtti. Uzmanlar, bu durumun kaçınılmaz bir son olmadığını, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, risk faktörlerinin erken dönemde tespit edilmesi ve etkili tedavi yöntemlerinin uygulanmasıyla bu hastalıkların büyük oranda önlenebileceğini veya en azından geciktirilebileceğini ifade ediyor.
Genç yaşlarda başlayan sinsi tehlike
Kalp ve damar hastalıklarının yalnızca ileri yaş grubunu etkileyen bir sorun olduğu algısı, toplumda yaygın olan en büyük yanılgılardan biridir. Oysa sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz bir yaşam tarzı, tütün ürünlerinin kullanımı, aşırı tuz tüketimi, obezite, hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi faktörler, yaşamın çok daha erken dönemlerinden itibaren kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit edebilmektedir. Özellikle hipertansiyon gibi birçok kardiyovasküler risk faktörü, uzun yıllar boyunca hiçbir belirti vermeden vücutta ilerleyebiliyor. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, efor kapasitesinde düşüş, ani gelişen güçsüzlük veya konuşma bozukluğu gibi sinyaller zamanında fark edilmediğinde, kalp krizi, inme ve kalp yetersizliği gibi geri dönüşü olmayan ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrollerinin ve erken tanının, kalp sağlığının korunmasında hayati bir öneme sahip olduğu unutulmamalıdır.
Koruyucu sağlık hizmetleri ve bütüncül yaklaşım
Sağlık Bakanlığı, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalarını koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı doğrultusunda kararlılıkla sürdürüyor. Bu kapsamda birinci basamak sağlık hizmetlerinde kardiyovasküler risk değerlendirmeleri titizlikle yapılmakta; hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi gibi risk faktörlerinin erken tanısı ve etkin yönetimi desteklenmektedir. Tütün kullanımının önlenmesine yönelik kapsamlı mücadelelerin yanı sıra, sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlıklarının geliştirilmesi teşvik edilmektedir. Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, hastalığın ortaya çıkmasını beklemeden risklerin azaltılmasını esas alan bütüncül bir yaklaşımın parçası olarak yürütülmektedir. Kalp sağlığının korunması, sadece hastalık oluştuktan sonra tedavi edilmesini değil, hastalık gelişmeden önce risklerin minimize edilmesini gerektiren bir süreçtir.
Bireysel sorumluluk ve yaşam kalitesi
Kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümünün önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklandığı gerçeği, bireylere büyük sorumluluklar yüklemektedir. Her bir bireyin tütün ve tütün ürünlerinden uzak durması, sağlıklı ve dengeli beslenmesi, günlük yaşamda fiziksel aktiviteyi artırması, ideal vücut ağırlığını koruması, kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol düzeylerini düzenli olarak kontrol ettirmesi, bu mücadelede en etkili silahları oluşturmaktadır. Hekim önerilerine uygun tedavi ve ilaçların aksatılmadan kullanılması, Aile Hekimine başvurarak kardiyovasküler risk değerlendirmesinin yaptırılması ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinden danışmanlık alınması büyük önem taşımaktadır. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya inme belirtileri geliştiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak, hayat kurtarıcı bir adım olabilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle hem bireysel yaşam kalitesi artırılabilir hem de toplumdaki hastalık yükü önemli ölçüde azaltılabilir.