Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönemlerinden biri olan Kanuni Sultan Süleyman devrinin izlerini taşıyan tarihi bir yapı, uzun yıllar süren sessizliğin ardından yeniden gün yüzüne çıkmaya hazırlanıyor. 1556 yılında inşa edilen ve bölgenin tarihi kimliğinin önemli bir parçası olan Atik Camii, aradan geçen yüzyıllar içerisinde yaşanan tahribatlar sonucu günümüze ulaşamamıştı. Ancak şimdi, bu kadim eserin yeniden ayağa kaldırılması için başlatılan hummalı çalışmalar nihayet meyvelerini vermeye başladı.
Tarihi dokuya sadık kalınacak
Proje ve onay süreçlerinin titizlikle yürütüldüğü bu özel çalışma kapsamında, caminin özgün mimari yapısının korunması temel öncelik olarak belirlendi. Gökçeada Kaymakamı Osman Acar’ın başkanlığında gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında, eserin sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda ilçenin kültürel mirasını temsil eden bir simge olduğu vurgulandı. Yetkililer, caminin yeniden inşasında kullanılacak teknik detayların ve uygulama takviminin netleştiğini, hazırlıkların artık son aşamaya geldiğini ifade etti.
Kasım ayında ilk harç dökülüyor
Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurmayı hedefleyen bu restorasyon ve ihya projesi, bölge halkı tarafından da büyük bir memnuniyetle karşılanıyor. Kaymakam Osman Acar, projenin sadece bir inşaat faaliyeti olmadığını, asırlar öncesinden kalan bir emanetin gelecek nesillere aktarılması sorumluluğunu taşıdıklarını belirtti. Yapılan planlamalara göre, tüm yasal ve teknik süreçlerin tamamlanmasının ardından, tarihi Atik Camii’nin temelleri Kasım ayı içerisinde atılacak.
Kültürel mirasın korunması hedefleniyor
Atik Camii’nin yeniden Gökçeada’ya kazandırılması, ilçenin tarihi dokusunun korunması adına atılan en önemli adımlardan biri olarak görülüyor. Ecdat yadigarı bu eserin, orijinal kimliğine uygun şekilde ayağa kaldırılmasıyla birlikte, bölgenin turizm ve kültür rotasında da önemli bir yer edinmesi bekleniyor. Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm paydaşlara teşekkürlerini ileten yetkililer, bu girişimin Gökçeada’nın kültürel zenginliğini pekiştireceğini ve tarihi mirasa sahip çıkma bilincini güçlendireceğini vurguluyor.