Dünya genelinde çocuk nüfusu 2,4 milyara ulaşırken, Afrika kıtası genç nüfus yoğunluğuyla küresel demografik haritayı yeniden şekillendiriyor.
Dünya genelinde 0-17 yaş grubunu kapsayan çocuk nüfusu, son yıllarda dalgalı bir seyir izledikten sonra 2025 yılı itibarıyla 2,4 milyar seviyesinde sabitlendi. 2024 yılında 2,41 milyar ile zirve noktasına ulaşan küresel çocuk sayısı, geçen yıl hafif bir düşüş eğilimi gösterdi. Ancak bu genel tablonun içinde Afrika kıtası, sahip olduğu yüksek genç nüfus oranıyla diğer tüm bölgelerden keskin bir şekilde ayrışıyor.
Afrika'da genç nüfus baskınlığı
Toplam nüfusu 1,5 milyara yaklaşan Afrika kıtasında, yaklaşık 702 milyon çocuk yaşıyor. Bu veri, kıta genelindeki insanların neredeyse yarısının çocuklardan oluştuğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde nüfusa oranla en fazla çocuğa sahip ilk 10 ülkenin tamamının Afrika topraklarında bulunması, kıtanın demografik yapısının ne kadar genç olduğunu kanıtlıyor. Listenin zirvesinde yüzde 56,2'lik çocuk oranıyla Orta Afrika Cumhuriyeti yer alıyor.
Küresel ölçekte çocuk nüfusunun en hızlı artış gösterdiği ülkeler arasında Pakistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Nijerya başı çekiyor. Buna karşılık Çin, Hindistan ve Brezilya gibi dev ekonomilerde çocuk nüfusunda belirgin bir azalma gözlemleniyor. Hindistan, 430 milyonu aşkın çocuk nüfusuyla bu alanda dünya liderliğini elinde tutmaya devam ediyor.
Türkiye'de çocuk nüfusunda düşüş eğilimi
Türkiye'nin demografik verileri ise küresel trendlerle benzer bir düşüş eğilimi sergiliyor. 2021 yılında 22,7 milyon olan çocuk nüfusu, istikrarlı bir azalmayla 2025 yılında 21,4 milyona geriledi. Bu değişimle birlikte Türkiye, dünya genelindeki çocuk nüfusu sıralamasında 20'nci basamaktan 22'nci sıraya gerilemiş durumda.
Veriler, 194 ülke arasında 110'unda çocuk nüfusunun arttığını, 84'ünde ise azaldığını gösteriyor. Tuvalu ve Palau gibi küçük ada ülkeleri ise toplam çocuk sayısının en düşük olduğu yerler olarak listenin sonunda yer alıyor. Uzmanlar, Afrika'daki bu yoğun genç nüfusun önümüzdeki yıllarda küresel iş gücü ve sosyal dinamikler üzerinde belirleyici bir rol oynayacağını öngörüyor.