Edirne'de bir araya gelen Balkan Türkleri Federasyonu üyeleri, 1821 yılında Mora Yarımadası'nın Tripoliçe kentinde gerçekleştirilen ve yaklaşık 40 bin Türk'ün hayatını kaybettiği katliamı anmak amacıyla Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önünde toplandı. Şükrüpaşa Mahallesi'nde bulunan konsolosluk binasının önüne siyah çelenk bırakan grup, tarihin karanlık sayfalarında kalan bu acı olayı bir kez daha gündeme taşıdı. Anma etkinlikleri kapsamında ayrıca kentin merkezi noktalarından biri olan Saraçlar Caddesi'nde, dönemin acılarını yansıtan bir resim sergisi de vatandaşların ziyaretine açıldı.

Tarihi Gerçeklerle Yüzleşme Çağrısı
Konsolosluk önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında, Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Sekreteri İsmail Kocaköse, Yunanistan yönetiminin tarihi gerçekleri inkar etme politikasını sert bir dille eleştirdi. Kocaköse, 1821 yılının Eylül ve Ekim aylarında yaşananların Yunan tarihinde unutulmaz bir leke olduğunu belirterek, sadece üç gün içerisinde 40 bin civarında sivilin, sırf Türk oldukları gerekçesiyle katledildiğini vurguladı. Tarihi kaynaklarda yer alan ve Yunan isyancıların başkomutanı Theodoros Kolokotronis'e atfedilen, şehrin cesetlerle dolu olduğuna dair ifadeleri hatırlatan Kocaköse, bu vahşetin kabul edilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Konuşmasında, Yunanistan'ın geçmişteki bu katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini belirten Kocaköse, Türk mezarlarının dahi tahrip edildiği o günlerin acısının hala taze olduğunu dile getirdi.

Barışçıl Yaklaşım ve Güncel Sorunlar
İsmail Kocaköse, konuşmasının devamında Yunanistan'ın güncel politikalarına da değinerek, iki ülke arasındaki ilişkilerin dostluk temelinde kurulması gerektiğini savundu. Türkiye'nin geçmişte zor durumda kalan Yunan siyasetçilere kucak açtığını hatırlatan Kocaköse, mevcut Yunan Başbakanı ve ailesinin 1970'li yıllarda Türkiye'ye sığınmış olmasının, Türk milletinin barışçıl tutumunun en somut kanıtı olduğunu belirtti. Buna karşın, Yunanistan'ın Batı Trakya'daki Türk okullarını kapatması ve Türk vakıf mallarına el koyarak bunları haraç mezat satması gibi uygulamaların uluslararası hukuka ve adalet anlayışına aykırı olduğunu vurguladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 2008 yılındaki kararlarına rağmen, sivil toplum kuruluşlarının isimlerinin iade edilmemesi gibi sorunların çözülmemesini eleştiren Kocaköse, katliamların unutulmayacağını ve unutturulmayacağını yineledi.

Masumiyetin Dili ve Ortak Acılar
Anma programında söz alan Babaeski Balkan Türkleri Dayanışma Derneği Kültür ve Sanat Oluşum Başkanı Mehmet Kamar ise, meselenin bir milletin diğerinden üstünlüğü olmadığını, asıl vurgunun masum sivillerin yaşam hakkı olduğunu belirtti. Kamar, tarihin en büyük dersinin, hangi bayrak altında olursa olsun dökülen masum kanın aynı acıyı taşıdığı olduğunu ifade etti. Mora'da hayatını kaybeden Müslüman ve Yahudi sivillerin isimlerinin unutulmuş olabileceğini ancak onların da birer yaşam öyküsü, ailesi ve yarım kalmış hayalleri bulunduğunu hatırlatan Kamar, bu tür anmaların bir halkın acısını anlatırken diğerini küçümsemek için değil, insanlık onurunu hatırlatmak için yapıldığını vurguladı. Etkinlik, konsolosluk önüne bırakılan siyah çelenk ve Saraçlar Caddesi'ndeki serginin vatandaşlar tarafından ilgiyle gezilmesiyle sona erdi.




