İstanbul Sanayi Odası’nın son verileri, Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşunun üretimden satışlarını 11 trilyon liranın üzerine taşıyarak kârlarını devasa boyutlara ulaştırdığını, ancak bu büyümenin istihdamda daralma ve reel ücretlerde erimeyle sonuçlandığını gözler önüne serdi.
Türkiye’nin sanayi devlerini kapsayan İSO 500 araştırması, ekonomik tablonun arka planındaki çarpıcı sınıfsal ayrımı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Veriler, sanayi kuruluşlarının üretimden satışlarını 11 trilyon 118 milyar liraya yükselterek nominal bazda büyük bir sıçrama gerçekleştirdiğini gösterirken, bu büyümeden aslan payını sermaye sahiplerinin aldığı tescillendi.
Kâr marjları enflasyonu gölgede bıraktı
Sanayi kuruluşlarının faaliyet kârı, geçtiğimiz yıla oranla yüzde 57,1 gibi dikkat çekici bir artışla 1 trilyon lira barajını aştı. Şirketlerin vergi öncesi kâr ve zarar toplamındaki yüzde 64,7’lik yükseliş, sanayicinin girdi maliyetlerini doğrudan nihai ürün fiyatlarına yansıtarak kâr marjlarını enflasyonun üzerinde bir hızla koruduğunu kanıtladı. Reel bazda üretim artışı yüzde 2,1 ile oldukça sınırlı kalırken, sermayenin kâr odaklı büyüme stratejisi verilerde net bir şekilde öne çıktı.
İstihdamda kan kaybı yaşanıyor
Sanayideki kârlılık artışı, iş gücü piyasasına olumlu yansımadı. Aksine, İSO 500 listesindeki şirketlerde toplam istihdam yüzde 2,5 oranında azalarak 804 bin kişiye geriledi. Şirketler, verimliliği artırmak yerine işçi sayısını azaltarak birim başına düşen kârı maksimize etme yolunu seçti. İşçilere ödenen toplam brüt ücretlerdeki artış, sanayicinin kâr artış hızının çok gerisinde kalarak, emeğin üretilen değerden aldığı payın ciddi oranda küçüldüğünü gösterdi.
Teknolojik dönüşüm hayalden öteye geçemedi
Rapor, Türkiye sanayisinin yapısal sorunlarını da bir kez daha hatırlattı. Katma değerin üçte birinin hâlâ düşük ve orta-düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden gelmesi, sanayinin teknolojik dönüşümden uzaklaştığını gösteriyor. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerin katma değer içindeki payı yüzde 37,4’ten yüzde 34’e gerilerken, yüksek teknoloji segmenti yüzde 7,6 gibi oldukça düşük bir seviyede kaldı. Bu durum, sanayinin nitelikli üretimden ziyade ucuz emek ve düşük teknoloji sarmalına sıkıştığını ortaya koyuyor.
Kamu kaynakları kalkan görevi görüyor
Listenin zirvesinde TÜPRAŞ, Ford Otomotiv ve Star Rafineri yer alırken, TUSAŞ ve ASELSAN gibi savunma sanayii devlerinin ilk 10 içerisindeki yükselişi dikkat çekti. Devletin sağladığı teşvikler, vergi muafiyetleri ve kamu ihaleleri, büyük sanayi kuruluşları için bir tür kâr kalkanı işlevi gördü. Sanayi sermayesinin enerji ve savunma bütçeleri üzerinden kamu kaynaklarıyla desteklenmesi, listenin sınıfsal karakterini de özetleyen en önemli gösterge oldu.