Erzurum'un tarihi dokusunun merkezinde, Ulu Camii'nin hemen arka sokaklarında yer alan Ketencizade Camii, kentsel dönüşüm çalışmalarının yarattığı büyük değişimin ortasında adeta bir zaman kapsülü gibi varlığını sürdürüyor. Rabia Ana Mahallesi sınırları içerisinde bulunan bu yapı, klasik cami mimarisinden oldukça uzak, geleneksel Erzurum evlerini anımsatan özgün yapısıyla görenleri şaşırtıyor. Geçmişte Ketenci Mescidi olarak da bilinen bu mekan, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda bir dönemin yaşam tarzını ve manevi mirasını günümüze taşıyan önemli bir kültürel durak olma özelliğini koruyor. Bölgedeki eski yapıların birer birer yıkılarak yerini modern binalara bıraktığı günümüzde, bu küçük cami geçmişin izlerini taşımaya devam ediyor.
Bir imamın vasiyetiyle başlayan dönüşüm
Yapının hikayesi, 19. yüzyılda yaşamış olan ve uzun yıllar Ulu Camii'nde imamlık görevini yürüten Mehmet Rüştü Efendi'ye kadar uzanıyor. 1834 veya 1836 yıllarında dünyaya geldiği tahmin edilen ve 1916 yılında vefat eden Mehmet Rüştü Efendi'nin kendi evi olarak inşa ettirdiği bu mekan, sahibinin vasiyeti üzerine önce bir medreseye, ardından ise mahalle halkının ibadet ihtiyacını karşılamak üzere camiye dönüştürüldü. Ev mimarisinin tüm karakteristik özelliklerini taşıyan düz tavanlı yapının dış kısmında, yaklaşık beş metrelik oldukça küçük ve mütevazı bir sac minare bulunuyor. 1980'li yıllarda mahalle sakinlerinin büyük özverisi ve çabasıyla kapsamlı bir restorasyondan geçirilen yapı, 1982 yılında yeniden ibadete açılarak bugünkü halini aldı.
Manevi turizm için gizli bir hazine
Araştırmacı-yazar Taner Özdemir, Ketencizade Camii'nin mimari ihtişamından ziyade taşıdığı manevi değerin altını çiziyor. Özdemir, yapının Erzurum'un manevi dinamikleri açısından taşıdığı önemi vurgulayarak, içerisine girildiğinde bir evden bozma cami olduğunun hemen anlaşıldığını belirtiyor. Mehmet Rüştü Efendi'nin Ulu Camii'ndeki uzun süreli hizmetinin, bu yapıyı bölge halkı için daha anlamlı kıldığını ifade eden Özdemir, mekanın manevi turizme kazandırılması gerektiğine dair inancını dile getiriyor. Caminin sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu yansıtan bir anıt olduğunu belirten araştırmacılar, bu tür yapıların korunmasının kentsel hafıza için kritik bir öneme sahip olduğunu savunuyor.
Kentsel dönüşümün ortasında cemaat arayışı
Çevresindeki kentsel dönüşüm projeleri nedeniyle mahalle dokusunun hızla değiştiği bölgede, caminin cemaat sayısı da bu değişimden nasibini alıyor. Cami cemaatinden Ünal Calp, yapının tarihsel sürecine dair bilgilerin mahalle sakinleri arasında kuşaktan kuşağa aktarıldığını belirtiyor. Ulu Camii'nin hemen yanı başında yer almasına rağmen, Ketencizade Camii'nin kendine has bir huzuru olduğunu ifade eden Calp, bölgedeki evlerin yıkılmasıyla birlikte cemaatin azaldığını ancak yine de hocaların desteğiyle namazların kılınmaya devam ettiğini söylüyor. Cuma günleri Ulu Camii'nin kalabalığına karşın, bu küçük ve mütevazı camide cemaat oluşturmanın, mahalle kültürünün devamlılığı açısından oldukça kıymetli bir çaba olduğu vurgulanıyor. Modernleşen şehrin ortasında, bir imamın vasiyetiyle ayakta kalan bu yapı, hem geçmişe bir selam gönderiyor hem de mahalle sakinleri için manevi bir sığınak olmaya devam ediyor.