Milli İstihbarat Akademisi, geçtiğimiz yıl yaşanan ABD/İsrail-İran çatışmasını masaya yatırdı. Akademisyenler, bu 40 günlük sürecin sadece askeri bir çarpışma olmadığını, küresel güvenlik anlayışını temelden sarstığını vurguluyor. Türkiye’nin bu yeni düzende nasıl bir yol izlemesi gerektiği ise raporun ana gündem maddesi.
SAVAŞIN TEKNOLOJİK YÜZÜ DEĞİŞTİ
Modern harp artık sadece sahadaki askerle değil, dijital ağlarla yönetiliyor. Yapay zeka destekli sistemler ve elektronik harp yöntemleri, karar verme hızını kritik seviyelere taşıdı. Artık radar hakimiyeti ve veri işleme kapasitesi, fiziksel güç kadar etkili. Eski usul savunma hatları, düşük maliyetli dronlar ve yoğun füze saldırıları karşısında artık eskisi kadar güvenli değil. Bu durum, savunma mimarisinin sadece korunmaya değil, aynı zamanda siber ve elektronik saldırılara karşı bütünleşik bir yapıya dönüştürülmesini zorunlu kılıyor.
TÜRKİYE İÇİN YENİ SAVUNMA REÇETESİ
Rapor, Türkiye'ye "üç boyutlu derinlik" adlı yeni bir savunma vizyonu öneriyor. Bu vizyon, sadece yüksek teknoloji üretmeyi değil, aynı zamanda mühimmat stokunu ve lojistik sürdürülebilirliği bir numaralı öncelik yapmayı hedefliyor. Bölgesel dengelerin İsrail'in lehine değişme ihtimali, Ankara'nın diplomatik esnekliğini daha önemli hale getiriyor. Türkiye'nin aynı anda farklı taraflarla iletişim kanallarını açık tutabilme yeteneği, kriz anlarında kilit bir avantaj olarak öne çıkıyor. Bundan sonraki süreçte, Türkiye'nin bu jeopolitik kırılmaları bir tehditten ziyade, stratejik ölçeğini büyütebileceği bir fırsat olarak kullanması bekleniyor.