İstanbul’un tarihsel ve kültürel derinliği, suyun yüzeyinde hayat bulan renklerin dansıyla Beşiktaş’ta yeniden vücut buluyor. Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde restore edilerek kentin kültürel mirasına kazandırılan tarihi Gazi Osmanpaşa Yalısı, ebru sanatının yaşayan efsanesi Hikmet Barutçugil’in Suyun Hafızasında İstanbul adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Toplam 47 eserin yer aldığı bu özel seçki, izleyicileri kentin suyla, zamanla ve hafızayla kurduğu kadim ilişkiyi keşfetmeye davet ediyor. Sergi, sadece bir sanat etkinliği olmanın ötesinde, tarihi bir yapının sanatla nasıl yeniden nefes aldığının da somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Açılış törenine katılan İstanbul Vali Yardımcısı Avni Ulu, BAU Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel ve çok sayıda sanatsever, Barutçugil’in ebru sanatına kattığı yenilikçi dokunuşlara tanıklık etti. Etkinlikte sanatçıya Bahçeşehir Üniversitesi’nin kurumsal renklerini taşıyan özel bir eser hediye edilirken, Barutçugil de kendi imzasını taşıyan bir çalışmasını Hüseyin Yücel’e takdim etti.
Ebru sanatının evrensel yolculuğu
UNESCO tarafından 2014 yılında İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan ebru sanatı, Barutçugil’in ellerinde geleneksel sınırlarını aşarak evrensel bir boyuta ulaşıyor. Sanatçı, ebru kelimesinin Farsça su yüzü anlamına gelen abru kökünden geldiğini hatırlatarak, bu sanatın Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan köklü serüvenine vurgu yapıyor. Kendi geliştirdiği ve literatüre Barut Ebrusu olarak geçen özgün tekniklerle tanınan sanatçının eserleri, bugün British Museum gibi dünyanın en prestijli müzelerinde sergileniyor. Barutçugil, 1973 yılında bu sanata başladığında Türkiye’de ebruyla ciddi anlamda ilgilenen neredeyse kimsenin kalmadığını, sanatın kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bugün ise Türkiye’de ebru sanatıyla uğraşan kişi sayısının 15 bini bulduğunu ifade eden sanatçı, bu ilginin sadece kağıt üzerinde değil, kumaş, seramik ve iç mimari gibi pek çok farklı alana yayıldığını görmekten büyük mutluluk duyduğunu dile getiriyor.
Doğanın izinden gelen yeni teknikler
Sanatın sadece bir tekrar değil, bir keşif süreci olduğuna inanan Barutçugil, toprak katmanlarında ve mermer dokularında gördüğü doğal şekilleri ebru tekniğine uyarlayarak yeni bir çığır açtı. İstanbul’un mimari şaheserlerini ve su kültürünü ebruyla birleştirdiği bu sergide, sanatçı kentin değişen dokusunu suyun hafızası üzerinden okuyor. Sergi direktörü Aslıhan Umar, Gazi Osmanpaşa Yalısı’nın sadece bir sergi alanı değil, yaşayan bir kültür merkezi olarak konumlandırıldığını belirterek, mekanın ruhu ile sanatçının birikiminin bu sergide kusursuz bir uyum yakaladığını ifade ediyor. Umar, yalının yeniden ihya edilerek İstanbul’un siluetine kazandırılmasının, kentin kültürel hafızası için büyük bir kazanım olduğunu vurguluyor.
Beş hafta sürecek görsel şölen
Suyun Hafızasında İstanbul sergisi, sanatseverlere beş hafta boyunca hafta içi her gün 09.00 ile 17.00 saatleri arasında kapılarını açık tutacak. Barutçugil, uluslararası arenada varlık göstermenin yolunun önce ulusal değerlere sahip çıkmaktan geçtiğini belirterek, genç sanatçıların bu alandaki gayretli çalışmalarının geleceğe dair umut verici olduğunu ifade ediyor. 17 yıllık bir çalışmanın ürünü olan ve ebru sanatının tarihsel kaynak eksikliğini gidermeyi amaçlayan kitabıyla da literatüre katkı sağlayan sanatçı, bu sergiyle İstanbul’un suyla olan kadim bağını bir kez daha gözler önüne seriyor. Sanatseverler, bu sergi sayesinde İstanbul’un sadece fiziksel güzelliklerini değil, suyun yüzeyine yansıyan ruhunu da keşfetme fırsatı bulacak.