Havacılık sektöründe çevresel sürdürülebilirlik adına atılan adımlar hız kazanırken, Türk Hava Yolları ve Lufthansa’nın ortak kuruluşu olan SunExpress, yolcularını bu dönüşümün bir parçası haline getiren yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Şirket, uçuşlarda kullanılan geleneksel yakıtlara alternatif olarak öne çıkan Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) kullanımını artırmak amacıyla, yolcularına gönüllü katkıda bulunma imkanı tanıyan bir sistem geliştirdi. Söz konusu uygulama, sadece belirli bir dönemle sınırlı kalmayıp, Antalya’da 9-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesinde başlatılarak kalıcı bir hizmet haline getirildi. Yolcular, SunExpress’in resmi web sitesi üzerinden bu sürece dahil olarak havacılıkta yeşil enerji dönüşümüne doğrudan destek verebiliyor.
İklim konferansına özel ulaşım çözümleri
SunExpress, COP31 konferansı süresince Antalya’ya gelecek olan katılımcıların ve bölgedeki yolcuların ulaşım tercihlerini daha çevreci hale getirmek için kapsamlı bir strateji belirledi. Bu kapsamda, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya varışlı veya çıkışlı tüm uluslararası uçuşlarda, bisiklet taşıma hizmeti için yüzde 50 oranında indirim uygulanacağı duyuruldu. Kapasite ve taşıma kurallarına uygunluk şartıyla sunulan bu indirimli hizmetten yararlanmak isteyen yolcuların, 20 Kasım tarihine kadar rezervasyon işlemlerini tamamlamaları gerekiyor. Böylece konferans katılımcıları ve turistler, şehri kendi bisikletleriyle keşfetme imkanına kavuşurken, karbon salınımını azaltan bir ulaşım yöntemini tercih etmiş olacaklar. Ayrıca, şirket internet sitesi üzerinden araç kiralama hizmeti alan yolcular için özel bir filtreleme sistemi devreye alındı. Bu sistem sayesinde kullanıcılar, kiralama ortaklarının sunduğu elektrikli araç seçeneklerini kolaylıkla listeleyebiliyor ve Antalya içindeki ulaşımlarını daha sürdürülebilir bir şekilde planlayabiliyorlar.
Sürdürülebilir yakıtın perde arkası
SunExpress Strateji Direktörü Jorga Ahlborn, havacılıkta sera gazı emisyonlarını düşürmenin tek bir kurumun çabasıyla mümkün olmadığını, bu sürecin yakıt üreticilerinden uçak üreticilerine, havalimanlarından tüketicilere kadar geniş bir değer zincirinin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Şirket olarak filolarını modernize etmeye ve operasyonel süreçlerini iyileştirmeye devam ettiklerini belirten Ahlborn, SAF kullanımının bu stratejinin merkezinde yer aldığını ifade etti. Berlin merkezli SQUAKE platformu ile entegre çalışan sistem, yolcuların uçuş rotalarına göre tahmini emisyon miktarını hesaplamalarına olanak tanıyor. Yolcuların yaptığı gönüllü katkılar, doğrudan bu platform aracılığıyla yakıt tedarikçilerine aktarılarak geleneksel jet yakıtı ile harmanlanacak SAF miktarının artırılması için kullanılıyor.
Şeffaf bir süreç ve teknik detaylar
Sistemin işleyişine dair yapılan teknik açıklamalarda, yolcuların yaptığı katkıların uçuşu doğrudan karbon nötr hale getirmediği veya belirli bir uçuşa özel SAF ikmali yapılmadığı özellikle belirtiliyor. Kullanılan model, muhasebesel kayıtlar üzerinden ilerleyen ve 'kayıt ve talep' prensibine dayanan bir sistemdir. Belirlenen miktardaki sürdürülebilir yakıt, tedarik edildikten sonraki altı ay içerisinde yakıt ikmal altyapısına dahil edilerek genel uçuşlarda kullanıma sunuluyor. Fosil bazlı jet yakıtlarıyla kolayca harmanlanabilen SAF, sera gazı emisyonlarını azaltma potansiyeliyle havacılığın geleceği için kritik bir rol oynuyor. Katkıların etkisi ise üretimde kullanılan ham madde ve süreçlere göre farklılık gösterebiliyor. Yolcular, hesaplama yöntemleri ve varsayımlar hakkında detaylı bilgilere SQUAKE platformunun web sitesi üzerinden erişebiliyor.