İstanbul Çekmeköy'de yaşayan 14 yaşındaki Barış Coşkun, henüz çocuk yaşta hayatının en büyük sınavlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Yaklaşık beş yıl önce geçirdiği bir operasyonun ardından gelen kanser teşhisi, hem onun hem de ailesinin dünyasını bir anda değiştirdi. Ancak Barış, bu zorlu süreci bir yıkım olarak değil, bir dönüşüm fırsatı olarak görmeyi seçti. Hastane odalarının o kendine has, sessiz ve bazen ürkütücü atmosferinde, duygularını bastırmak yerine onları kağıda dökmeye karar verdi. Bu süreçte en büyük destekçisi ise, on yıl önce aynı hastalıkla mücadele edip sağlığına kavuşan annesi Serpil Coşkun oldu. Anne ve oğul, paylaştıkları bu ortak kaderin getirdiği derin bağla, yaşadıkları her anı, her korkuyu ve her umudu şiir dizelerine sığdırdılar.
Yazmanın iyileştirici gücüyle gelen eser
Barış Coşkun, içine kapandığı ve kendini yalnız hissettiği o uzun tedavi günlerinde kalemi ve kağıdı en yakın dostu olarak gördü. Yazmanın sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda ruhsal bir tedavi yöntemi olduğunu keşfeden genç yazar, bu süreci şu sözlerle özetliyor: Kendimi yalnız hissettiğim anlarda kalem ve kitap bana yoldaş oldu. Aslında yazarak daha çok iyileştiğimi fark ettim. Babasının da büyük desteğiyle bir araya getirilen bu duygusal birikim, sonunda Sabır Çiçeği isimli bir kitapta vücut buldu. Barış, sadece kendi acısını değil, aynı zamanda bu süreçten geçen herkesin sessiz çığlığını da dizelerine taşıdı.
Bir annenin gözünden oğlunun direnci
Oğlunun yaşadığı süreci yakından takip eden ve benzer bir yolu daha önce yürümüş olan anne Serpil Coşkun, o günleri büyük bir metanetle anlatıyor. Başlangıçta basit bir rahatsızlık olduğunu düşündükleri durumun, patoloji sonuçlarıyla birlikte ciddileştiğini belirten anne Coşkun, oğlunun ameliyatlar ve uzun süreli hastane yatışları boyunca sergilediği olgunluğa dikkat çekiyor. Barış'ın konuşmak yerine yazmayı tercih ettiği o sessiz dönemlerde, bu yazdıklarını bir kitap haline getirerek başkalarına umut olma fikri doğdu. Kendi imkanlarıyla hayata geçirdikleri bu eser, sadece bir kitap değil, aynı zamanda benzer zorluklarla mücadele eden aileler için bir dayanışma ve ilham kaynağı olma amacı taşıyor.
Beyaz koridorlardan doktorluk hedefine
Barış Coşkun'un şiirlerinde hastane atmosferi, soğuk beyaz koridorlar ve zamanın durduğu anlar oldukça çarpıcı bir dille betimleniyor. Hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğunu derinden hissettiği o günlerde, hece hece öğrendiği yaşam derslerini okuyucularıyla paylaşıyor. Genç yazarın en büyük hayali ise, bugün hastası olduğu o sistemin içine bu kez bir hekim olarak dahil olmak. Gelecekte doktor olmayı hedefleyen Barış, kendisi gibi zorlu süreçlerden geçen hastalara hem tıbbi hem de manevi anlamda şifa ve umut olmayı amaçlıyor. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen hayata tutunma azmi ve başkalarına yardım etme arzusu, onun sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir yaşam savaşçısı olduğunu da kanıtlıyor.