İstanbul, dünya tıp literatürüne yön veren dev bir bilimsel buluşmaya ev sahipliği yaptı. Acıbadem Üniversitesi Senoloji Enstitüsü ve Senatürk iş birliğiyle düzenlenen 7'nci BREASTANBUL 2026 kongresi, 62 farklı ülkeden gelen binin üzerinde uzmanı bir araya getirerek meme kanseriyle mücadelede gelinen son noktayı tartışmaya açtı. Günümüzde her sekiz kadından birinin hayatının bir döneminde karşılaştığı bu zorlu hastalıkla mücadelede, artık sadece tedavi etmek değil, hastanın yaşam kalitesini en üst seviyede tutmak temel öncelik haline geldi. Kongre kapsamında bir araya gelen multidisipliner ekipler, radyolojiden genetiğe kadar geniş bir yelpazede yeni nesil yaklaşımları değerlendirdi.
Teknolojinin gücüyle daha küçük izler
Kongrenin en dikkat çekici başlıklarından biri, cerrahi müdahalelerdeki teknolojik dönüşüm oldu. Düzenleme Komitesi Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanseri ameliyatlarında artık devrim niteliğinde bir döneme girildiğini vurguladı. Geleneksel yöntemlerde kullanılan 10 santimetrelik kesilerin yerini, robotik ve endoskopik teknolojiler sayesinde 3 santimetrelik küçük kesilerin aldığını belirten Uras, bu yöntemin sağladığı avantajları şöyle sıraladı: Bu teknikle sadece memenin tamamını çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda koltuk altı lenf bezi örneklemesini de aynı küçük kesiden gerçekleştirebiliyoruz. Daha ince bir doku ayrıştırma süreci sayesinde kanama miktarı minimize edilirken, hastaların ameliyat sonrası yaşadığı ağrı seviyesi de ciddi oranda düşüyor. Bu gelişme, meme cerrahisinin geleceği açısından atılmış en önemli adımlardan biri olarak kabul ediliyor.
Kişiselleştirilmiş tedavilerle kemoterapi ihtiyacı azalıyor
Meme kanseri tedavisinde başarı oranlarının artmasıyla birlikte, kemoterapi uygulamalarında da önemli bir değişim yaşanıyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, özellikle hormona duyarlı alt tiplerde akıllı ilaçların ve yeni hormonal tedavilerin devreye girmesiyle kemoterapi kullanımının birçok hasta grubunda azaldığını belirtti. Özellikle üçlü negatif meme kanseri gibi geçmişte korkutucu kabul edilen türlerde immünoterapilerin sağladığı katkılar, hastaların yaşam sürelerini uzatmada kritik bir rol oynuyor. Genetik testlerin tanı sürecine dahil edilmesiyle birlikte, gereksiz kemoterapi uygulamalarının önüne geçilerek hastaların tedavi yükü hafifletiliyor. Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nuran Beşe ise, doğru hasta seçimi yapıldığında koltuk altına yönelik radyoterapinin dahi gerekli olmayabileceğini, bu yaklaşımın hastanın yaşam kalitesini korumak adına büyük bir kazanım olduğunu ifade etti.
Geleceğin hedefi: Kanseri önlemek
Kongrede sadece mevcut tedaviler değil, geleceğin vizyonu da konuşuldu. ABD Inova Schar Cancer Institute’tan Dr. Shawna C. Willey, yaklaşık 30 yıllık mesleki tecrübesiyle meme cerrahisindeki değişimi gözlemlediğini belirterek, asıl hedefin hastalığı tedavi etmekten ziyade ortaya çıkmadan önlemek olduğunu vurguladı. Kişiye özel risk analizlerinin önemine değinen Willey, toplum genelindeki istatistiklerin ötesine geçerek bireysel risk faktörlerini belirlemenin hayati önem taşıdığını dile getirdi. Öte yandan, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Yazar, meme onarımında gelinen noktayı aktardı. Hastanın kendi dokularından, 3 boyutlu görüntüleme ve yapay zeka destekli planlama sistemleri kullanılarak gerçekleştirilen rekonstrüksiyonların, estetik ve fonksiyonel açıdan mükemmel sonuçlar verdiğini belirtti. Bu multidisipliner yaklaşım, hastaların tedavi sürecini sadece bir sağlık mücadelesi olmaktan çıkarıp, yaşam kalitesini koruyan bir iyileşme yolculuğuna dönüştürüyor.