Türk siyasi tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan 27 Mayıs 1960 askeri darbesi, üzerinden geçen 65 yıla rağmen etkilerini ve tartışmalarını korumaya devam ediyor. Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idamıyla sonuçlanan bu süreç, sadece bir dönemin değil, Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesinin de bir kırılma noktası olarak kabul ediliyor. TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, bu acı yıl dönümü öncesinde yaptığı değerlendirmelerde, darbenin sadece iç dinamiklerle açıklanamayacağını, Batı'nın Türkiye üzerindeki stratejik projelerinin bir parçası olduğunu savundu. Soylu, 1960 darbesini Srebrenitsa'daki katliamla kıyaslayarak, bunun bir insanlık suçu olduğunu ifade etti.
Darbe mekaniğinin arkasındaki Batı etkisi
Soylu'nun analizine göre, 1960 darbesi ile Abdülaziz döneminde yaşananlar ve 15 Temmuz hain darbe girişimi arasında doğrudan bir bağ bulunuyor. Türkiye'nin tam bağımsızlık yolunda attığı adımların, Batı merkezli sömürgeci anlayış tarafından tehdit olarak algılandığını belirten Soylu, Demokrat Parti döneminin bu bağımsızlık politikasının ilk nüvelerini oluşturduğunu söyledi. Ona göre, Türkiye'nin kendi değerleriyle buluşması ve çok yönlü dış politika izlemesi, Batı'nın bölgedeki uydu devlet projesini sekteye uğrattığı için bu tür müdahalelere ihtiyaç duyuldu. Soylu, 1960'ta gerçekleştirilen eylemin bir yargılama değil, doğrudan bir infaz süreci olduğunu ve bu sürecin tamamen Batı'nın talimatlarıyla şekillendiğini iddia etti.
İdam fotoğrafı üzerinden verilen mesaj
Konuşmasında en dikkat çekici noktalardan biri, Adnan Menderes'in idam fotoğrafının yıllar boyunca nasıl bir psikolojik baskı aracı olarak kullanıldığına dair yaptığı tespitti. Soylu, bu fotoğrafın matbuatta düzenli aralıklarla yayımlanarak, ülkeyi yönetenlere 'Sizi bu hale getiririz' mesajının verildiğini ve siyasi iradenin korkutulmaya çalışıldığını belirtti. Aydın Menderes'in kendisine aktardığı anılardan da yola çıkan Soylu, bu dönemin sadece bir siyasi tasfiye değil, aynı zamanda bir toplumsal hafıza silme operasyonu olduğunu savundu. İçişleri Bakanlığı döneminde kurulan Adnan Menderes Demokrasi Müzesi'ne materyal toplarken yaşadığı zorlukları, o dönemin izlerinin nasıl sistematik bir şekilde yok edilmeye çalışıldığının bir kanıtı olarak gösterdi.
Mücadele bugün de devam ediyor
Soylu, 1960 darbesinin ardından yapılan seçimlerde Demokrat Parti'nin devamı niteliğindeki siyasi hareketlerin aldığı yüksek oy oranlarına dikkat çekerek, milletin darbecilere karşı duruşunu her zaman koruduğunu vurguladı. Bugün Türkiye'nin savunma sanayisindeki başarısını ve tam bağımsızlık hedeflerini, o gün atılan temellerin bir sonucu olarak değerlendiren Soylu, mücadelenin şekil değiştirerek günümüzde de sürdüğünü ifade etti. Gazze örneği üzerinden Batı medyasının algı operasyonlarına değinen Soylu, Türkiye'nin artık bu tür tehditlere boyun eğmeyecek bir noktaya geldiğini ve 15 Temmuz'da olduğu gibi her türlü vesayet girişiminin milletin iradesiyle bertaraf edildiğini sözlerine ekledi.